29 Ocak 2015

Bir süredir çıtım çıkamadı...

Hayatım üzerinde kozmik bir yol yapım çalışması vardı sanki.  Ne yöne dönsem orası tıkandı. Kozmik belediye işçileri muzip ve umursamaz bakışlarla "başka yol dene kardeş!" ilanlarıyla kışkışladılar beni her girdiğim yoldan.

"Allah'ım" dedim, "toplu halde beni delirtmeye mi çalışıyorsunuz?!" Yani İ.Melih delirtemedi beni bunca yıldır münasebetsiz yol yapım işleriyle, sizin elinizde kalacağım sonunda...

Yüzler ifadesiz; "Ekmek parası kardeş. Biz bilmeyiz. Başka yol deneyeceksin...

Bir süre sonra en son ergenlik zamanımda bu kadar anlamlı gelen heavy metal parçaları dinleyip rahatlamaya başladım. Ardından, bu şarkılar da baş ağrısı yapmaya başlayınca, sakinleyip başka yol arayışlarına devam ettim. 


Çok sevdiğim eski bir dostumun da geçenlerde dediği gibi, hayata bakış alışkanlığım "neden olmuyor?" değil "nasıl çözülür?" yönünde oldu hep. "Neden olmuyor?"ların beni sadece dibe düşürdüğünü fark ettiğim ergenlik yıllarımdan bu yana, hayalini kurduğum hayatın / huzurun / başarının / zenginliğin nasıl olabileceği üzerine düşündüm ben hep.

İnsanın elindekiyle yetinmesi bir erdemdir belki ve daha fazlasını araması da hırs. Ama hiçbir zaman "nasıl çözülür?" sorusunu sormayı bırakamadım ben.

Bugüne kadar, doğuştan getirdiğim sağlık, doğal beceri vb. özelliklerim dışında dişimle tırnağımla kazıyarak elde etmediğim bir tek kazanımım olmadı.
Bu yaşıma kadar, "Al bu iş de senin. Tadını çıkar." denilen bir tek işim olmadı.
Bu saate kadar "Bu da bizim kızımızdır. Onu da şurada kollayın" diyen tek bir tanıdığım çıkmadı.

Herşeyi kendi başıma çözdüm, herşeyi kendi gayretimle yaptım. Burada sizlerle paylaştığım şu neşeli dikiş maceramın bile kendi kendime bir gayretle öğrendiğim bir beceri olması da belki tesadüf değil.

Kendimi bildim bileli, önüme bir engel geldiğinde önce öfkelendim, sonra söylendim, daha sonra sakinleyip üzerine giderek ne yapıp ne edip çözdüm.
Ama son 1 yıldır o "ne yapıp ne edip" çözme yöntemlerim de fayda etmemeye başladı.
"Yol kapalı... Başka yol denicen kardeşşş"... 
Bildiğim tüm çözümler yavaş yavaş vadesini doldurdu.

Ve ben yine öfkelendim, sinirlendim, içtim, heavy metal dinledim, başıma ağrı girdi;  biraz daha söylendim, meditasyon yaptım, biraz daha şarap içtim, dostlarımla kikirdedim, dikiş diktim, biraz daha söylendim, karları temizledim ve sonunda oldu...


Hayatımdaki diğer streslerin üstüne, işyerindeki stresim, kaygılarım, gelecekle ilgili planlarıma dair baskılar öyle üstüme gelmeye başlamıştı ki son aylarda, ne yapsam çözemedim. Ne denediysem olmadı. 
"Başka yol denicen kardeşşş"... 
Üzerimdeki baskılar had safhaya çıktığı son gün gerçekten yürekten dedim ki "Kabul. Ne geliyorsa kabul. Ne olacaksa kabul. Bugüne kadar bildiğim tüm çözümleri unuttum. 10 dakika sonrasını hesaplayamıyorum artık. Kabul. Önüme ne gelecekse kabul..."

Olayların ucunu bıraktım. Sonraki günü nasıl geçireceğime ilişkin kaygıların zihnimdeki uğultusunu sildim. Yani mecbur kaldım. Başka türlü nefes alamaz hale geldim. Herşeyin sadece nasıl olması gerektiyse öyle olmasına izin verdim. Bıkkınlıkla değil, sakince izin verdim.

Aynı gün akşama doğru mucizevi birşey oldu...

Hiç tahmin etmediğim bir yerden, hiç tahmin etmediğim bir şekilde ve muhteşem bir zamanlama ile bir destek geldi. Keşke buradaki dürüst ve samimiyetle yazma alışkanlığımın bir uzantısı olarak detayları verebilsem. Ama işimin gizliliği gereği veremem. Hiç beklemediğim bir yerden, hiç beklemediğim bir şekilde sihirli bir el beni tıkandığım noktadan aldı ve çok ferah bir noktaya taşıdı :) 
Onca tartışma, onca çözme telaşı, onca anlam verme ihtiyacı boşa çıktı. Olan herşeyi olduğu haliyle kabul edip, sadece anın içinde kalmayı kavradığım anda deneyim önümden kalktı :)
kozmik balina

"An"da kalabildiğinde geri kalan her türlü kaygı, plan, heyecan, herşey düşüyor derler. Bunun nasıl yapıldığını bilen çok az insan tanıdım. Ama ben çocukluk çağlarım dışında kaygılarımı, plan yapma alışkanlığımı, aman mutlaka hazırlıklı olayım deme endişemi bir türlü tam olarak susturamamıştım.

Sonunda oldu :) Ne kadar sürer bilmiyorum. Bisiklete binmek gibi birşey midir, bir kez öğrenince bir daha unutulmaz mı, yoksa bir sonraki deneyimde yine mi unutma eğilimi göstereceğim bilmiyorum. Ama en azından şimdilik anladım :) 

Daha fazla yazabilmeyi isterdim. Bu siteyi sadece dikiş yazıları için okuyanlara iç sıkıcı bir yazı dizisi gibi gelebilir ara sıra yazdığım bu tondaki yazılar. Ama çokça okurun da kendi maceramı kendi üslubumda anlatmamı sevdiğini de biliyorum. En önemlisi ben bunları kendi üslubumda yazmayı seviyorum!  Bu sebeple neşeli dikiş maceramıza ara sıra attığım "günlük" etiketli yazılarla eşlik ediyorum. Ama bu konuyu burada kesmek durumundayım şimdilik ;)

Hafifim, mutluyum ve 3 saat sonrasıyla ilgili hiçbir fikrim yok! Önümüzdeki günlerde sizlerle yine  keyifli dikiş yazıları üzerinden buluşabilmeyi umuyorum. Ama söz vermeyeyim ;-)

Epey oldu görüşmeyeli. Sizin oralarda yol / altyapı / üstyapı çalışmaları nasıl gidiyor? 

09 Ocak 2015

Sabahın zifirinde kalktık yine... İzmir'deki tüm okul hayatım boyunca kışları gün doğmadan  düşerdim yollara. İçim kararırdı; o gün bitmeyecek gibi gelirdi. Sen misin sevmeyen! 5 yıldır 5'i 5 geçirmeden ayaklanan bir yercücesiyle yaşıyorum.  Uyandım yine tabii ki söylene söylene.

"Ama ben gece 12'yi geçiryordu yattığımdaaaa" diye homurdanıp arkasını dönen Bay KendinDik'e, aklımdan geçen binbir bıçaklama sahnesine karşı hiçbir şey söylemeden ayağa kalktım. Gözlüklerimi taktım ve sanki günün ortasına gelmişiz de benim haberim yokmuş neşesiyle cıvıldaya cıvıldaya konuşmaya başlayan yercücesiyle birlikte yarı uyur yarı uyanık salonun yolunu tuttum.

Kör karanlıkta açtığım Disney kanalı tüm sinir bozucu şarkılarını ardı ardına dizmiş, insafsızca şakıyordu... "Aldırma aldırmaaa... Ruhum yeniden doğmakta..."

Homortularım kesilmeyince, doğru şırıngayı bulsam atar damara basabileceğim sabah kahvemden bir bardak daha  almak üzere mutfağa geçtim.

Salona girerken, sinir bozucu minik prenses cazır cazır bağırmaya devam ediyordu: "Kardan adam yapsak senleeee...."

"Eaaahhhh yetti bitti cıvırdak şarkılarınız!" diyerek kanal değiştirdim.

şifon bluz


Farkında olmadan belgesel kanalı açmışım. İkinci kahvemin ortalarına gelirken, biri benimle konuşmaya başladı:
"En aktif oldukları saat günün ilk saatleridir..."

Ah biraz daha uyusam keşke. Bugün de iş yoğun olacaktı. Oğlana ne versem kahvaltıda bugün acaba? diye düşüncelere dalmışken, dış ses konuşmaya devam etti:
"Anne kartal yavrularını kalın tüyleri çıkıncaya kadar besler. Yavrularını hem koruyup hem beslemek anne kartal için bazen çok zorlayıcı olabilir..."

Evet! Bu sefer kesin benden bahsediyor bu! TV'nin sesini açtım ve günün ilk ışıkları canlanmaya başlarken hipnotize halde belgeseli izlemeye başladım:

"Yağmur ormanlarında yavrusunu hayatta tutmak anne kartal için her an yeni bir mücadele gerektirir. Etrafındaki vahşi doğa koşullarından habersiz yavrular büyüdükçe anne kartalın işi daha da zorlaşır..."
Nasıl da doğru... Büyükşehirde yaşayınca sürekli tekinsiz tiplerle burun buruna kalıyorsun... Haberleri izlemeye zaten yürek dayanmıyor. Trafikteki canavarlar ise ayrı bir dert!

"En kötüsü de yağmurlu günlerdir. Yuva bu kadar yüksekte olunca, yağmurdan da en çok onlar etkilenir... "
 Off, bir de bana sor! İş çıkışı 1 gram yağmur olsun, trafik hemen kilitleniyor. Eve kendimizi zor attık dün. Uğrayamadım tabii markete de. Ne pişireceğim akşama bilmem ki?...

"Bitmeyen yağmur nedeniyle Uzun süre uçamayan anne kartal, yavrusunu doyurmak için acil bir çözüm bulmak zorunda..."
Kayınvalideden istesem bin tane laf şimdi...

büzgülü şifon

Neyse, önce sabah beslenmesini halledeyim.  Kuru tost ve sütü itekledim yavrucağın önüne. Cıvıldayarak yemeğe başladı.  Şimdi gidip giyinmeliyim. Sabahki toplantıda sunum yapacağım bir de. Akşam yemeğini de sonra düşünürüm artık...

wrap bluz şifon top


Tam o sırada bir baktım Bay KendinDik uyku mahmuru gözlerle inmiş aşağı. İşe yetişme, giyinme, sabahki sunuma ne giysem acaba, akşama hangi yemek yapılmalı ki dertlerini aynı anda düşünmekten çatallaşan sesimi elimden geldiğince yumuşatarak "Hadi" dedim, "çabuk ol. Bugün hava fena. Trafik kilittir gene..."

Giyinmek için odama giderken, televizyon arka fonda aktarmaya devam ediyordu: "Çaresiz kalan anne kartal, kendine has çığlığıyla baba kartalı çağırıyor. Yavrular, kendi başına beslenebilinceye kadar av bulma görevi, nadir de olsa babaya geçer.  Anne kartal kızgın... Baba, yakaladığı avı geç getirince anne kartal iyice huysuzlanmaya başladı.  Son yaşanan karınca istilasından bu yana hiç bu kadar saldırgan görünmemişti..."

Yağmur ormanımızda sıradan bir gün daha işte böyle başladı...
kendi giysilerini kendin yap


Bluzun puantiyeli versiyonu ve dikiş adımlarına ilişkin bilgileri görmek ya da kalıpla ilgilenirken bir de kelaynak kuşları hakkında bilgi almak isteyenler için istikamet: 

Bluz / Elbise kol uçlarını bu şekilde havalı bırakmanın yan etkileri hakkında zihin açlığını gidermek isteyenler için istikamet: