26 Ocak 2016

beyaz palto, kışlık, kış modası

Yıllarca İzmir'in yer yer haddinden fazla sıcak havası ve ruha bir kez işledi mi çıkmak bilmeyen deniz kokusuyla büyümüş biri olarak, denizsiz bir memlekette yaşamak bana uzun süre çok zor gelmişti. 

Deniz kıyısında büyümüş her yeni gelen gibi, benim de Ankara'ya taşındıktan sonra yaptığım ilk plan, Ankara'dan taşınmak olmuştu. Bu planı uzun yıllar gönlümün rafında tutmakla birlikte, gerçek anlamda ilk girişimimi geçtiğimiz yıl, Antalya'ya taşınma hazırlıklarıyla başlamıştım. Eee, Antalya'ya niyet, orası olmazsa Moskova'ya kısmet!

Yapacak bir milyon hazırlığın içinde elbette eeeen gerekli olanı kendime acil şekilde kalın bir palto dikmekti... Çocuğun okulu, evin toplanması, tüm bunların tek başına yapılması, işyerinin yeni düzene oturtulması derken, taşınmamıza 1 hafta kala kendimi koşa koşa kumaşçılara attım ve bulabildiğim en kalın yünlü kumaşı, satılan en kalın kapitone astarla birleştirerek aldım. 


Beyaz giyer kış günü...

Bittabii koyu renkli bir kumaş olamazdı seçtiğim. Fiziksel ve zihinsel yorgunluğumu ferah renklerle şenlendirecek, dokundum mu içimi ısıtacak bir kumaş bulmam gerekiyordu. Bir de o kumaşın olabildiğince havalandıran metal düğmelerle süslenmesi... 

Kumaşın sıcaklığı 10 puan! Eğer paltoyu beceremezsem artık bunu yorgan olarak kullanabilirim dedim dikerken... 



Bunca telaşın arasında yeni bir kalıp denemeye imkanım yoktu. Zaten paltoyu da akşamın kör saatlerinde dikmeye zaman bulabiliyordum ancak. Bu nedenle "Evet ama Fuşya!" başlıklı naçizane yazımdan hatırlayabileceğiniz kalıbı kullandım. 









19 Ocak 2016


Moskova'ya taşınalı henüz 1 ay olmadı daha. Yeni bir ülkede yaşamaya başlamanın, her an yeni şeyler öğrenmeye açık olmayı gerektirdiğini bilerek çıktım yola. Ancak ben konuşulan dil, yaşadığım şehrin kültürü, sokakları vs. derken, büyük şeylerde şaşkınlık yaşayacağımı sanıyordum. Beni hazırlıksız yakalayan, küçük detaylar oldu...

Yıllardır yabancılarla çalışıyor olmamın getirdiği esneklik ile genlerimin dip kuyularına işlemiş Anadolu kadını eğitim-öğretimim arasındaki gelgitlerim… Genelde birinin diğerine burun kıvırması, diğerinin yaygarası, zor zamanda ötekinin berikini sakinleştirmesi şeklinde kendi halinde bir akış içinde geçiyor bu gelgitler. Ama ne zaman hangisinin sesi daha yüksek çıkıyor, ben de takip edemiyorum. Bu yeni hayatıma ilişkin ilk gözlemlerimi hangisinin diliyle yazacağımı bilemediğim için, herşeyi olduğu gibi, içimdeki tüm yaygaralarla yazmaya karar verdim: 

Dış ben:  Kendimize parka bakan sevimli bir ev tuttuk. Burada evler eşyalı kiralanıyormuş çoğunlukla. Göz zevkime uygun birkaç değişiklik yaptıktan sonra, eşyalı ev tutma fikri bana çok pratik ve rahat geldi. Valizimizle gelip, oturduk.
İç ben: İyi de, bu evi kırklamadan rahat edemem ki ben! Kim bilir kimler oturdu şurada. Ay, bir kaşıntı geldi… Amaaaan!…  Bizimkiler gibi bir temizlikçi bulabilir miyim acaba?  Domestos var mıydı Rusya'da?

Dış ben: Yeni bir memlekette yaşamak, dünya mutfaklarını da tatmak anlamına geliyor bir açıdan. Hemen her gün farklı bir şeyler denemeye çalışıyorum. Bu harika bir duygu.
İç ben: Kabak! Kabak bulmam lazım! Bu çocuk günlerdir doğru dürüst zeytinyağlı yiyemedi. Ne vardır ki buralarda doğru düzgün? Ne bulsam da pişirsem şu yavruya?!!

Dış ben:  Derin okula yeni başladı. İlk veli toplantısına katıldım geçen hafta. Eğer hava -18'in üstündeyse her gün 3 kez bahçede oynatıyorlarmış öğrencileri. -18'in altında pek riske etmek istemiyoruz diyorlar. Ne değişik...
İç ben:     Eksi… 18???
Yut o çığlığı. Erit içinde hemen!  Şimdi diaframı şişiiiirrr, at çığlığını içineee… Ardından yavaşça dudaklarını arala. Dudaklarının arasından ince ince çıkart çığlığı yanında oturanlara fark ettirmeden.
                     - İiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii

Dış ben:  Son zamanlarda yaşanan siyasi gelişmeler nedeniyle, sokakta fazla dikkat çekmemeye çalışıyorum. Mümkün olduğunca sessiz ve ağırbaşlı hareketlerle ortama uyum sağlıyorum.
İç ben ve Derin:  - Annecim uzaklaşma gözümün önünden. Bağırtma beni.
             - Neee??
             - Ne denmez; efendim denir.
             -  NEEEEE?
             - NE DENMEZ EFENDİM DENİRRRR!!!

Dış ben:   Bu eve özel getirdiğim tabloları asacağız diye kullandığımız matkabın sesi, binanın güvenlik görevlisini kapımıza getirtti. Şikayet olmuş. Şu aralar en popüler yabancı grubu olmadığımız da düşünüldüğünde, tedirgin olduk tabii biraz.
İç ben:   Amaaaan, yeni taşındık. İdare ediversinler onlar da. Veriverdim güvenlik görevlisine evdekilerden 1 tabak tatlı, yüzünde güller açtı. 
"Bol'shoye spasibo" ( çok teşekkürler) diye diye gitti....

Bu yaygara böyle uzar gider, İrem size ara ara yazmaya devam eder ;)
Birkaç Moskova fotoğrafıyla şimdilik benden bu kadar!
Moskova, park, mavi palto,
Mavi paltolu yaşlı kadın

Kayak ustası!

Moskova soğuğu, irem sunar
Evim sıcak evim

metro, Moskova, Moscow, irem sunar
Moskova'da bir metro durağı

Her yerde bir yılbaşı ağacı

Çoğu leğenden bozma plastiklerle kayan çocuklar

Moskova'da çocuklu hayat
Görüşmek üzere!