18 Eylül 2017


Londra gezi rehberi, çocukla seyahat, gezgin terzi







LONDRA...

100 metre karelik bir alana ortalama 1.5 İngiliz'in düştüğü, geriye kalanların akıcı şekilde Arapça konuştuğu nadide Avrupa kenti. Bizim gittiğimiz zamanın yaz tatili olması nedeniyle mi tüm İngilizler oradan kaçmıştı yoksa çok önceleri Birleşik Arap Emirliklerinin bir eyaleti olmuştu da ben mi fark etmedim bilmiyorum. Kentin İstiklal Caddesine benzetebileceğimiz meşhur Oxford Caddesinde o kadar çok Arap vardı ki, inanmayacaksınız belki ama yanımızdan geçen dilenciler bile Arapça dileniyordu. 

Ama inanın bu bile Londra'nın büyüsünden bir şey eksiltmemiş. Londra sokaklarında gezerken en dikkatimi çeken ikinci şey, Londra'ya daha önce hiç gitmemiş olsak bile şehre ne kadar aşina olduğumuzdu. Daha önce İngilizce derslerini devlet okullarının mütevazı ortamlarında okumuş olanlardan bazılarınızın belki de hiç fark etmediği bir şeyi hatırlatmak isterim.  O meşhur İngiliz espri anlayışıyla bizimkisi aslında birbirine çok benzer. Yaşı biraz daha büyük olanların çok net hatırlayacağı 'Emret Bakanım' (ve sonrasında gelen 'Emret Başbakanım') dizisinin Türkiye'de çılgınca sevilmesinin nedeni, politik komedi yapan o diziyle bizdeki 'Devekuşu Kabare' arasında dil farkı dışında pek bir fark olmayışıydı sanırım.
(Evet, yazarımız Devekuşu Kabare'yi severek hatırlayacak kadar yaşlıdır.)
Londra'da nasıl gezilir, oyster card nedir, Heathrow havaalanından ulaşım

İngiliz dizilerine gelene kadar, çocukluğumuzdan kalan onca hikaye de sokak aralarından karşımıza çıkacak gibi bizi bekliyordu. Otelimiz Baker Street'teydi mesela. Her bulduğunu okuma konusunda benim kadar inatçı olmayanlara (veya yeni nesil için: Benedict Cumberbatch hayranı olmayanlara) açıklama yapmak gerekirse, Baker Street meşhur kurgu dedektif Sherlock Holmes'un evinin de bulunduğu sokak olmasıyla ünlüdür.

Baker Street, biterken sizi dünyanın en meşhur parklarından biri olan Hyde Park'a teslim eder. Biraz daha yürüseniz, adını yine çok sevdiğiniz bir kitap veya filmden bildiğiniz bir yerlere çıkmanız an meselesidir. Şehrin neredeyse hiç bozulmadan korunmuş eski binaları zaten siz isteseniz de o havadan çıkmanıza izin vermez. Yanınızdaki mızmız gezgin için yürümekten biraz ara vermeniz gerektiğinde, karşınıza çıkan ilk çift katlı kırmızı otobüslere binerseniz, şehrin istediğiniz yerine turist otobüsünde gidiyormuş rahatlığıyla ulaşabilirsiniz. İster şehrin en işlek yerlerinde gezmek isteyin, isterseniz Harry Potter'ları uğurlamak için King's Cross istasyonundaki Peron 9 üç çeyreği aramaya çıkın, şehrin her yerine toplu taşıma sistemiyle rahatça ve ucuza gitmeniz mümkün.
gezi rehberi, çocuklu gezi rehberi, seyahat notları, Londra


ŞEHİR İÇİ ULAŞIM
Londra'nın kendi başına gezen turistler için oldukça rahat bir şehir olduğunu söylemek mümkün. Zaten şehirdeki yabancı sayısının çokluğundan da bunu tahmin etmek kolay. Kendi başınıza seyahat ediyorsanız size birkaç ipucu vermek isterim: 

1- Havaalanından şehre gelmek için taksi kullanmanıza gerek yok. Genelde trafik çok yoğun oluyor ve ziyadesiyle pahalı bir şehri gezmek üzere olduğunuzdan, birkaç pound'u baştan kenara ayırmakta fayda olabilir. Bu yazının teması dolayısıyla, bizimki gibi bir yercücesiyle geziyorsanız, rayların üzerinde giden her şeyin trafikte saatlerce beklemekten çok daha ilginç olacağını da hatırlatmak isterim. 

Heathrow havaalanından şehre trenle ulaşmanın 2 farklı yöntemi var: 
1. Heathrow express - havaalanından şehir merkezine ekspres giden bu tren 15 dakikalık seyahat süresiyle en pratik yolculuk yöntemi. Yetişkin başına bilet fiyatı da yaklaşık 25 pound. Ama size daha iyi bir teklifim var ;)
2. Heathrow Connect - Varış noktası (London Paddington) yukarıdaki trenle aynı olan  bu tren arada birkaç durakta durduğundan, seyahat süresi yaklaşık 40-50 dakikayı bulabiliyor. Ama bilet ücreti 10 pound. Genelde turistler tarafından express tren tercih edildiğinden, bilet satış yerinde Heathrow Express değil, Heathrow Connect için bilet aradığınızı birkaç kez söylemeniz gerekebilir. 
Hangi yöntem size uyarsa, detaylarını buradan bulabilirsiniz:


2- Şehir içi toplu taşıma ulaşımında kullanmak için tek bir kart almanız yeterli. Oldukça pratik şekilde halledilebilecek bir alışveriş yöntemi hazırlamışlar. Bu kartları her metro girişinde bulunan kiosklardan edinebilirsiniz. Kiosklarda Türkçe seçeneği de bulunuyor. Öncelikle kartı depozitoyla alıyorsunuz. Sonra içine istediğiniz miktarda para ekliyorsunuz. Para bittikçe yeniden ekleyebilirsiniz. Ama yanlış hatırlamıyorsam, gün içinde 5 pound'dan sonra yapacağınız tüm harcamalar ücretsiz oluyor. Yani karttan 1 günde azami 5 pound çekiliyor. Gerisi halk günü :o 


3- Biz elbette, mümkün olduğunca çift katlı otobüs seyahatini tercih ettik. Yaklaşık 1.5 yıldır Moskova'nın saray yavrusu metrolarıyla şımartılmış biri olarak, Londra metroları bana gerçekten berbat geldi. Pisliği bir yana, yerden mi kazanmak istemişler yoksa metrolar inşa edildiğinde etrafta uzun insan mı yoktu bilmiyorum. Ama klostrofobi toleransınızı ölçmek istiyorsanız, Londra metroları gerçekten işinizi görür! 
Londra köprüsü, çocuklu seyahat rehberi, gezgin anne, gezgin terzi


NEREDE YENİR
Çocukla seyahatte en çok sorun olan konuların başında yeme içme geliyor sanırım. Kendi başınıza gezerken birkaç atıştırmalıkla günü geçirebiliriz. Ama mızmız gezginleri güzelce doyurmak lazım yoksa annelik dürtüleri insanı yiyip bitiriyor. Annelik dürtülerini duyamayacak kadar meşgul olsak da çocuğun mızıklamasını duymazdan gelemiyoruz tabii.

Müthiş bir turist akınına uğrayan Londra'nın elbette her yeri yeme içme mekanlarıyla dolu. Ama hem sağlıklı hem lezzetli hem de çocuğa uygun nereleri denediniz derseniz size hoşuma giden birkaç mekanı not edeyim. İkisinin de Londra merkezinde birkaç şubesi var. Belki yolunuz düşer:
1.Dara düşen her turistin imdadına yetişen İtalyan mutfağının güzel ve makul fiyatlı bir örneği: Zizzi https://www.zizzi.co.uk/find-my-restaurant
2.Tuhaf bir rezervasyon şekli olan, ama kesinlikle beklemenize değecek bir yer: Flat Iron http://flatironsteak.co.uk/
Burası için telefonda rezervasyon yapamıyorsunuz. Kapıya gidip adınızı yazdırmanız gerekiyor. Restoranda 2 veya 3 tip yemek var. Ama etçil bir yapınız varsa, ne yapıp yapıp gidin. Gitmişken bir tane flat iron steak de benim için söyleyin!
Londra'da ne yenir, nerede yenir, seyahat rehberi



3- Gitmeyi düşündüğünüz tüm büyük müzelerin cafe / restaurant kısmı standartların üstünde yemek sunuyor. Standartları elbette gelen giden turiste kalitesine fazla bakmaksızın yemek iteleyen orta-üstü fiyat aralığındaki mekanlara bakarak söylüyorum. Az fakat lezzetli, dengeli ve makul fiyatlı (Londra fiyatlarına göre makul) yiyecekler bulmanız mümkün. 

Bugünlük bu yazıyı burada keseyim. Çok uzun oldu. Bir sonraki yazıda çocuklarla birlikte ve çocuklara rağmen gezilecek yerleri anlatacağım. 
Belli mi olur belki aradan bir de 'gezgin terzi' yazısı çıkar ve kendinizi Londra'daki kumaşçıları gezerken bulursunuz ;)
Londra'da gezilecek yerler, müze, çocukla seyahat, irem sunar özat


Londra sehayat rehberi, Shakespeare, gezilecek yerler, mızmız gezginler

05 Eylül 2017

Modası geçti geçecek, ben daha kendime ilk kez bir gömlek elbise yapabildim. Sanırım doğru kumaşla göz göze gelme anını bekliyordum bunun için!
Bu kumaşı elime aldığım anda ya romantik bir yaz elbisesi yaparım ya da rahatça giyebileceğim bir gömlek elbise yaparım demiştim. Kumaşı öyle sevdim ki, askılı elbise yapıp yılda iki kere giyme fırsatı bulmaya gönlüm el vermedi. Ama kumaşım da aşık olunası değil mi? ;)


Model seçildi. Kumaş kesildi. Kumaşa uygun iplik özene bezene alındı. Bu arada şunu söylemem lazım. Astarı yüzünden pahalı diye bir tabir var ya, işte bu elbise özelinde, ipi yüzünden pahalıya geldi! Ama şu övüle övüle bitirilemeyen Gütermann ipleri gerçekten parasına değiyormuş. Tez zamanda elimdeki tüm küçük bobinleri Gütermann marka ipliklerle değiştireceğim. Artık takside mi girerim kredi mi çekerim bilinmez :D 


Gelelim model değerlendirmesine. Bu elbise için uzun zamandır elimde beklettirdiğim model Burda Dergisinin 06/2012 sayısından çıkan #105 modeliydi. Burda'nın dikiş kalıplarını fotoğraflarda sergileme biçiminin ne kadar içler acısı olduğunu her seferinde unutuyorum. Bu güzelim kumaşım da dandik kalıp yüzünden neredeyse helak oluyordu elimde. 
 



Modelin en büyük kusuru, fazlasıyla bol olması. Hadi yaka bağır açık gezip, kalıbın göğüs kısmını kurtardık diyelim (ki benim kumaşım biraz kalın bir pamuklu olduğundan öyle çok da rahat durmadı yaka).  O kollar perişan etti beni. Sunumda da kolların kıvrık olmasından uyanmam gerekirdi sanırım. Kol kalıpları gerçekten çok biçimsiz. 
Halbuki ben ne hayallerle yapmıştım o kol pervazını :) Biyemin başka bir koton kumaştan olduğuna dikkat etmemiş olanınız varsa bu noktada resmi daha da belirgin hale getirmek isterim :o


Rengarenk düğmeleri çok sevmekle birlikte, kumaşın deseninin önüne hiçbir şey geçsin istemedim. Bu yüzden, ön pata rengarenk bir çıtçıt ekleyeyim dedim. İtiraf ediyorum, çıtçıtları dikmek düğme dikmekten daha sıkıcı benim için. Dik dik bitmiyor!
Aşkla yapılan bu elbisenin okuyana da dikiş aşkı bulaştırması dileğiyle... Kendi kıyafetlerini yapmak çok da zor değil ama çok eğlenceli! İnanmayan kendi denesin. 'Öğren Çekirge' yazıları ne güne duruyor ;) 

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!