30 Aralık 2014


Bazılarına yıllar geçtikçe bir hüzün gelir. Gençken görmedikleri şeyler yaşlandıkça gözlerine battığından mıdır acaba? Bendeyse tam tersi bir etki oluyor. Yaşım büyüdükçe daha da neşeli kalmayı öğreniyorum yeniden :)
Lise son sınıftaydım. Annemin bir yıldır mücadele ettiği kanser hastalığı her geçen gün daha da ilerliyor, doktorlar kendi soğuk dillerinde geri sayımın başladığını ima ediyordu. Ne olduğunu hatırlamadığım bir nedenden dolayı annemi acile kaldırmışlardı. Heyecan içinde onun iyi olduğunu söyleyecek telefonun gelmesini bekliyordum okulda. Bedenim bir dersten ötekine girerken, kulaklarım garip bir uğultuyla tıkalı, başım patlayacakmış gibi zonkluyordu. Bir ara arkamdaki sınıf arkadaşımın ağlayan sesini fark ettim. Etrafımdaki diğer öğrencilerle birlikte neyi olduğuna bakmak için arkamı döndüm.
'Regl ağrım var ve çok canım acıyor. Sevgilim de beni hiç anlamıyor. Kendimi çok kötü hissediyorum üööğğ..." diye haykırarak ağlamaya devam etti.

Diğer kızlar üzüntüyle sınıf arkadaşımı teselliye başlarken, sessizce önüme döndüm. Çocukluğumdan beri her duygumu fazlasıyla dışadönük şekilde ifade etmeye alışkın olan ben, o an öfkemi ifade edebilecek tek bir kelime bulamadım. Hiçbir şey söyleyemedim. O gün kimseye kendimi anlatamadım. Ben sustukça öfkem içimde daha da  büyüdü; büyüdükçe ağırlaştı; ağırlaştıkça dibe çöken yapış yapış birşeye dönüştü.

O gün bir süre daha bekledikten sonra dayanamayıp, okul sekreterinin odasından hastaneye telefon açtım. Gerizekalı akrabalarım benim dünyamda neler olduğunu umursamaz şekilde, aramayı unuttuklarını söylediler. Ama annemin iyi olduğunu öğrenmiştim.

O günden sonra küçük olaylardan büyük üzüntüler çıkartıp bunu dünyanın en önemli sorunu gibi yansıtan insanlara duyduğum öfke birkaç yıl daha, annem ise birkaç ay daha yaşamaya devam etti.

Zaman içinde sadece bana ağırlık yapan öfkemi yumuşatmayı başardım. Azala azala en son ne zaman yok olduğunun farkında bile değilim. Öfkemden boşalan yere çocukluğumdan kalan çok tanıdık bir his oturmaya başladı. Önce etrafımda dönüp duran dünyaya daha dikkatli gözlerle bakmaya, sonra baktığım şeylerden daha fazla keyif almaya başladım. Gördüğüm şeylerin bende uyandırdığı neşe çoğaldıkça, hayatın absürd komedyası sanki daha da çoğalır oldu.

Geçen gün çalışanların %90'ının  kendini dünyanın en önemli işini yaptığını sandığı işyerimde asansörü 20lerinin sonunda  iki kadınla paylaşma güzelliğini yaşadım. Başta her şey normal gidiyordu. Zorlama asansör sohbetlerinden birinin kaçınılmaz figuranlığını yaparken, kendimi bir anda bana doğru atılan pozların menzilinden kaçmak için matrix manevraları yaparken buldum. O gün gerçekten de aklımda yüzlerce fikir, onlarca yapılacaklar listesi ve kendi düşüncelerimden boğulmak üzere olan bir kafayla asansöre binmiş iken, kızların bana yaptığı  biz aslında çok önemli ve meşgul kişileriz ve sen anlamazsın ama hayat bizim için çok zor...  minvalinde pozlar beni bir anda lise son sınıfa götürüp oradan işyeri asansörüne geri getirdi. Yaptığım anlık yolculuğun etkisiyle başladım kendi kendime kızlara sırıtmaya. Beni kendilerine kıyasla zaten salak gören kızlar, onların dünyanın en önemli işini yapan en önemli kişileri olmalarına verdiğim sırıtık tepki karşısında şaşırıp daha da bir tiksinti ifadesiyle sonunda asansörden uçar adımlarla kaçtılar. Başından beri ümitsiz olan ilişkimizin sırıtık bakışlar sonucu sonsuza dek parçalandığını görüp rahatladıktan sonra, aslında ne yaptığımı fark ettim. İş yoğunluğu, ev koşuşturmacası, her işin birbiri üstüne binmiş teslim tarihleri derken, dünyanın en önemli işlerini bitirmeye çalışan yarı histerik bir kadına benzemeye başladığımı fark ettim son aylarda. Temposu gittikçe artan telaşlarıma bir adım geriden baktım. Asansör istediğim kata çıktığında, sırıtmam kahkahalara,  "aslında bu da biraz acayip bir tip galiba" diye atılan kaçamak bakışlar, kendi kendine kahkaha atmanın yarattığı etki sonucunda "evet evet. Bu kesin pek acayip bir tip" bakışlarına dönüştü.  O gün asansörden daha az popüler ama kesinlikle daha hafiflemiş biri olarak indim :))


Neşenizin bol, sevginizin sonsuz, coşkunuzun sınırsız olduğu güzel bir yıl olsun. Hayat çoğumuz için toz pembe hikayelerden oluşmuyor ama yaşadıklarımıza biraz peri tozu dökmek her şeyi kesinlikle daha eğlenceli bir hale getiriyor. Peri tozunuz yok mu? Hemen ceketinizin iç cebine bakın. Mutlaka biraz bulursunuz ;-)
Hepinize iyi yıllar!


İllustrasyonlar, her çiziminde beni büyülü dünyasında gezdiren ve takip etmekten büyük keyif aldığım Alexander Jannson'a aittir. Bilmeyenleri de bu vesileyle tanıştırmış olayım ;)


Tagged: , ,

32 yorum :

  1. Seni çok seviyorum. Sen benim için dikiş dilkme konusunda beni cesaretlendiren, yüreklendiren ve ışık tutan yegane insansın. Sen hep gül. Hep mutlu ol. Kahkahaların hiiç bitmez inşallah. Ben kimmiyim? En acemi çekirgen :)Mutlu yıllar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de seni çok seviyorum anonim kişi :) harika bir yıl dilerim! :D

      Sil
  2. O, peri tozu serpiştirmeyi, affetmeyi, içimde kötü duygular biriktirmemeyi 30 lu yaşlarıma girdiğimde öğrendim. Şuan 33 yaşındayım. yANİ 3 senedir filan bu şekilde rahatlamış bir yapıya sahibim. Aman ne büyük rahatlık. Eskiden kendimi ne çok yoruyormuşum. Şimdi içimde karamsarlık yerine rutin işleri bitirme telaşı ve tanrıya duyulan minnettarlık var. Kendime bir sürü iş uydurup onları yetiştirmeye çalışıyorm ve sonrada şükrediyorum. Çünkü bu şekilde koşturabilcek sağlıklı bir bedene sahibim. O yüzden 2015 den güzel şeyler bekliyorum. En azından hiç değişiklilk olmasa da bu şekilde sürüp gitsede herşey güzel. Sizede iyi yıllar dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ne güzel yazmışsınız! sevgiler Türkan :)

      Sil
  3. sana da yaşadıklarından mutlu olmaya devam edeceğin, bol peri tozlu bir yıl diliyorum İrem'cim. iyi ki varsın...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili Antigone sen de iyi ki varsın! sevgiler :D

      Sil
  4. Sevgiyle, barışla, üretkenlikle, sanatla... dolu güzel bir yıl geçirmeniz dileğiyle. Peri tozunuz hiç bitmesin, sevgiler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu dilekleriniz hepimiz için olsun! Sevgiler Demet :)

      Sil
  5. Ben de bir kaç yıldır "her şey nasılsa olması gerektiği gibi olur " diyenlerdenim. Bunu da hayatta elde ettiği her şey için çok çalışmış, ama elde olmayan nedenlerle istekleri olamadığında ne yapalım diye arkasını dönüp hep önüne bakan babamdan öğrendim. Öyle ki hiç suçu yokken arabasına çarpıp kolunu kıran ve arabasını hurdaya çeviren kaza için bile "ne yapalım, kaportacılarla doktorlar bu kazalar olmasa nasıl ekmek yiyecek" diye düşünen bir adam. Son zamanlarda ise rutin ev işlerinden azıcık kaçarsam hiçbir şey olmadığını görüyorum. Pazar günü temizlik yapmam gerekirken oğlumu sinemaya götürdüm. Yıllardır ilk defa pazar keyfi yaptık. Ne evin kiri bizi hasta etti, ne de aç kaldık. Üstelik çocuklar beni daha az yorduğu için kalan işlerimi de o mutlulukla yetiştirdim. Gülücükler yüzünden hiç eksik olmasın. Mutlu yıllar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet.. biz ucunu bırakınca dünyanın yıkılmadığını görmek bizi neden daima şaşırtıyor bunu hiç anlamıyorum :) üstelik bu farkındalığı bir kez yakaladıktan sonra niye yine aynı şeyi yapmaya devam ediyorum onu da hiç anlamıyorum :D sevgiler!

      Sil
  6. Şu an benzeri duyguları yaşıyorum. Üstelik 30 sene önce de yaşamıştım. Ama şimdi daha mülayim katlanıyorum hayata. Daha sessiz ve daha yorgun...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. o yorgunluk da geçecek. kucak dolusu sevgiler :)

      Sil
  7. Okurken kendimden izler buldum, hıçkıra hıçkıra ağladım, ara sıra güldüm, biraz ders çıkardım :)) Teşekkürler... Mutlu yıllar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ya ağlayasınız diye yazmadım ben bunu!
      kucak dolusu sevgiler :D

      Sil
  8. hayattan böylesi zevk almayı öğrenmek için daha değişik yollardan geçenler vardır değil mi? olmalı yani daha şanslı insanlar söz kıskanmayacağım onları belki azıcık öfke ama oda geçecek. her anneler gününde beni arayıp buruk bir biçimde elinde kalan son annenin anneler gününü kutlayan kardeşimden daha kolay bir şekilde atlatan o her şeyin bir felaket olduğu düşüncesinin ne yersiz olduğunu.
    her satırından belli oluyor karakterinin ne denli güçlü olduğu belki bu yüzden seviyorumdur seni rakip bloglar olsakta (şaka olduğu bu kısmının belli oldu değil mi).
    peri tozun eksik olmasın bu yıl ve her zaman

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. olsakta'daki "da"yı ayrı yazsaydın yanlış anlamaycaktım... ama böyle olunca. ben de haset yaptım şimdi...
      sevgiler! :D

      Sil
    2. hey Allah'ım meslek lisesi mezunuyum ben taam mı? o kesin anlaşılmıştır zaten :P

      Sil
    3. Niye ki? Meslek lisenin eğitim dili Fransızca mıydı?
      :))

      Sil
  9. Çokk,çok duygulandım. aynısı olmasa da benzeriydi hepimiz için.Dallar kırılmıştır,acıların tazeleği geçmiştir,ama izleri hala geçmemiştir.Lakin peri tozu çok iyi.Karamsarlığı atalım,bolca peri tozu serpelim.Güzel bir yıl geçirmeniz dieğiyle.Hoşçakalın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Serpelim... serpelim... Sevgiler Nurhan :D

      Sil
  10. Senin taze çekirgelerinden biri olarak yazdığın yaptığın herşeyi keyifle takip ediyorum. 30 lu yaşlarla birlikte hepimiz benzer dönüşümü geçiriyoruz galiba..sevdiklerinle birlikte sağlıklı mutlu ve huzurlu yıllar diliyorum. Ebru

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de sana sevgili Ebru! çok teşekkürler :D

      Sil
  11. Biraz daha asansör olayına girmesen ağlıyordum valla... Regl de değilim ama sulugözlülüğüm böyle bir anda hortlayıveriyor zaman zaman. Özlemişim seni okumayı. Tekrar diliyorum! Bir gün kitabını okumak dileğiyle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler Sevgili Suzyciğim! O da olur bir zaman inşallah :D

      Sil
  12. Bugün annemin gidişinin üçüncü yılı. En büyük acılardan biri sevdiğini kaybetmek. Nasıl dayanıcam nerelerde avunucam derken ona bile dayanıyor insan, nefes aldığımız sürece zaman geçiyor. Öyle de böyle de gidicez en azından hayatı zindan etmeyelim kendimize ve etrafımızdakilere. Üzüntünüzü derinlerimde hissettim :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sizin de başınız sağ olsun. Üzüntü geçiyor izi kalıyor sadece.
      Kucak dolusu sevgiler :)

      Sil
  13. İnsan yaşı ilerledikçe duygularını ve kişiliğini tartıp ehlileştiriyor galiba. Sivri taraflarını yontuyor falan.. Bunun için her an ne hissettiğimizi ve her olaya tepkimizi bir yoklamalıyız. :) Duyguların ehlileştirilmesi de zaten huzur ve mutluluk dolu bir yaşamın kapılarını açıyor.:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok güzel bir ekleme olmuş yazıya.çok haklısınız.
      sevgiler :)

      Sil
  14. Bir dikiş delisi olarak blogunuzu arasira ziyaret ediyorum. Diktikleriniz kadar yazdiklariniz, ifadelerinizin netligi ve hoslugunu cok begeniyorum. Hatta bazen dayanamayıp el becerisiyle sıfır alakası olan eşime yazılarınızı okuyorum. Gerçi bu onun icin ne kadar eğlenceli bilmiyorum ama onun bana zorla maç seyrettirmesinin acisini cikariyorum.☺

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay yazık eşinize! Hadi benimki eş durumundan zorla okuyor da...
      :))
      sevgiler!

      Sil
  15. Bütün kızlar toplanmışsınız : ) neyse yorumuma geçeyim. Gerçekten çok güzel yazılarınız var.. Meraktan gireyim dedim ama insanlara yardımcı oldugunuzu görünce seviniverdim kendi kendime.. Başarılarınızın ve paylaşımlarınızın devamını dilerim..

    YanıtlaSil
  16. Acılar erken olgunlaştırır insanı. Ama bana ve size olduğu gibi çok erken gelen acılar insanı (acılar ve güçlüklere karşı dik durmaktan tamamen) sert karakterli yapıyor. Hayattan zevk almak, biraz dalga geçmek sonradan öğreniliyor bizlerde. Ben de sizin yaşadığınız acıyı babamın kaybıyla yaşamış biri olarak, son bir kaç yıldır, kırkıma merdiven dayayınca fark ettim hayata karşı olan öfkemi, yıllarımın azaldığını, babamın öldüğü yaşa yaklaştığımı. Ve biraz da gemi azıya alıp dibine kadar yaşamaya başladım artık. Ölümün olduğu bu dünyada hiçbir şeyi fazla ciddiye almaya gerek yok. Sevgilerimle. Ayşegül

    YanıtlaSil