01 Kasım 2013

Türkiye'de 28 Şubat dönemi olarak bilinen tarihlerde üniversite öğrencisiydim. ODTÜ, bugün olduğu gibi elinden geldiğince her konuda kişisel özgürlüklere saygı temelli bir eğilimdeydi. Arkadaşlarım / hocalarım arasında eğitim hakkının giyim kısıtlamalarına bağlı olabileceğini düşünen tek bir kişi bile hatırlamıyorum. 

Devam eden dönemde. A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesinde Siyaset Bilimi okudum. Bitirme tezimde yine kadınların giyinme özgürlüğü, davranış kuralları, kamusal alan içindeki duruşlarını kendine dert edinen medeniyet projelerini incelemekle geçirdim. 

Derdim, medeniyet projelerini erkek-egemen bakış açısı dışından ele alabilmekti. Derdim "türbanla kırmızı ruj arasına sıkıştırılmış bir model"in dışında birşeyler yakalayabilmekti. Bunu yaparken tek amacım hayata bakış açımı geliştirmekti. Ne bir siyasi amacım vardı ne de kariyer olarak işime yarayacağını düşündüğüm bir araştırma isteğiydi bu. Önüme dayatılan gerçeklere / doğrulara, bir kadın /bir insan gözüyle bakma ihtiyacı, kendi doğrularımı kendim tespit etme arzusuydu. 

Aradan 10 yıldan fazla bir zaman geçti. Türkiye'de pek çok şey ileri, pek çok şey de geri gitti. 

Artık gazete okumuyorum fazla. Manipule edilmiş haberleri dinlemiyorum. Ama bu sabah bir konuşmayı okuma ihtiyacı duydum. Sürekli giyim-kuşamdan bahseden bir blog olarak, bir de giyim-kuşamı bu şekilde ele alma ihtiyacı duydum. 

Belki gözünüzden kaçmıştır. Bu nedenle bu çok duru, çok dürüst konuşmayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Yalnızca bir kadın, bir insan gözüyle okuyup değerlendirmenizi dilerim. 
Bu yazı yoruma kapalıdır. Herkes yorumu kendisi için yapsın.

Hangi doğruya inanırsanız inanın, hepinize kucak dolusu sevgiler. 



"Şafak Pavey - TBMM Konuşması 31 Ekim 2013

Size bu konuşmayı her şeyin yasak olduğu genel kurulda konuşuyorum. Su içmenin bile yasak olduğu bir kuruldan konuşuyorum. Hasta ve yaşlı haklarının bile önemli olmadığı bir Meclis'ten konuşuyorum. Meclis'te pantolon giymesi bir erkek tarafından engellenmiş bir kadın vekil olarak konuşuyorum. Olmayan bacağı erkekler tarafından siyaset sohbetine dönüştürülen bir kadın olarak konuşuyorum.


AKP'nin emanet oyları gerçek sahiplerine ulaştı.
AKP'li kimi vekillerin başörtülü eşlerini saklamalarından çok inciniyorum.


Elbette ülkemde sekülarizmin geleceği konusunda muazzam endişelerim var. Ama türbanla kırmızı ruj arasına sıkıştırılmış bir model değildir bu.


Meclis'te cemevi açmak için diyanetten fetva isteyen anlayıştan korkuyorum. Hukukun karşısına dini koyan anlayıştan korkuyorum.


Kadın özgürlüklerinden asla korkmam. Özgür bir hayat çok zor bulunur. Ama çok kolay yıkılır.  Tam da bu nedenle, çiçekli başörtüsü ve daracık pantalonuyla Çamlıca Parkı’nda sevgilisiyle öpüşen genç kıza, özgürlüğünü Mustafa Kemal’e borçlu olduğunu hatırlatmak istiyorum. Türbanlı kadın vekillerden beklentim büyük.



Bundan böyle mini etek giydiği için işten atılan, sol kulağı küpeli olduğu için dövülen, dekoltesi bakanın hoşuna gitmediği için linç edilen, oruç tutmadığı için öldürülen, Hıristiyan olduğunu gizlemek için isimlerini değiştirenlerin güvenlikleri herkesten çok bu kadın vekillere emanettir. 

Ülkemin kadın hakları konusunda dünyanın neden 120'cisi olduğunu açıklamak gerekiyor. İnanç özgürlüğünün en büyük güvencesi kusursuz bir sekülerizmdir.


Buraya gelmeden önce türbanlı vekillerimizin konuşmalarını taradım. Başkalarının özgürlüklerine dair tek bir kelimeye rastlamadım. Ruhban okulları, cemevleri gibi sorunlu alanlarda bir sözlerini göremedim. YÖK hakkındaki fikirlerini de bilmiyorum. Başımı açarak bir daha kirlenmek istemiyorum demelerine anlam veremiyorum. Buna göre başı açıklar kirli midir? 
İnanç üstünden öbürünü kirli ilan edebilmek kimin haddi olabilir? Bizden çatışma bekleyenler için altını çiziyorum; biz çatışmıyoruz, var olmak için direniyoruz."


Bir taraf birarada yaşamanın yolunu ararken, öbürü sindirmek istiyorsa biz yok edildiğimizde gelecek olimpiyat tanıtımına kimi koyacaksınız?


Biz evine işaret konulan, vurulan hayat tarzından ötürü cezalandırılanlarız.
Ama nasılsa kronik mağdur hep sizsiniz.


Çoğunluğun azınlığı ezmesi sürdürülebilirdir. Asıl korkulan da budur.
Adaletle öc almak arasındaki farkı öğrenmelisiniz.


Tarihe dönüp bakarsanız bizleri nelerin beklediğini göreceksiniz.


Bundan sonrasını arif olanlara bırakıyorum."




Tagged:

0 yorum :

Yorum Gönder