Paylaş

ÖĞREN ÇEKİRGE

Bir nevi dikiş referans kitapçığı!

KENDİN DİK DOLABI

Kendin Dik Dolabına Göz Atın!

GEZGİN TERZİ NOTLARI

Dünyaya Turist Gözleriyle Bakan Yazılar

25 Mayıs 2015

İki dünya arasında sıkışıp kalmıştı ruhum. Ne birine gidebiliyordum, ne ötekine.  Ne birinin bende yarattığı daralma hissinden sıyrılabiliyordum, ne ötekinin ferah çağrısına kulak verebiliyordum.

Aylardır, ruhumun bedenimin arkasından zar zor yetiştiği bir koşuşturmaca içinde kaybolup gitmiştim. Her sabah gözüm yarı açık yarı kapalı güne başladığım, rujumu arabada sürebildiğim, saçımı iş yerine girmeden hemen önce düzeltebildiğim, akşam yemeklerini neredeyse yemeğe oturmadan hemen önce yapabildiğim, çöpleri sadece kokmaya başladıktan sonra atmayı hatırladığım manik bir düzen içinde yaşamaya alışmıştım neredeyse.

Hayatımda yürütmek zorunda kaldığım en zor projenin içindeydim. Üstelik ne yaptığım işi seviyordum, ne de bunca emek döktüğüm projemin bir yere varma ihtimali görünüyordu... Bir yanda ağır sorumluluk duygusu, diğer yanda alışkanlık hissinin rahat kucağını bırakıp yeniye yönelmek neredeyse imkansız bir fikirdi. Sözleşmemin yenilenme tarihi yaklaşınca, yıllarca içinde çalışma hayaliyle yanıp tutuştuğum işyerimden beklemediğim bir terfi teklifi geldi. İşim sevmiyordum ama iyi yapıyordum. Tek yapmam gereken ruhumu karartan projemi bir yıl daha yürütmekti; sonra istediğim projeye geçebilecektim. Yaratıcılığın 9. kuşak akrabası bir iş tanımı, başka hiçbir şeye vakit bırakmayan yoğun çalışma saatleri ve pek havalı bir iş... Nasıl bir delirme haliyse, teklifi kabul etmeye karar verdim.

Aynı günlerde bir türlü görüşmesine gitmeye fırsat bulamadığım bir işten daha çağrılmaya başladım. Esnek çalışma saatleri, yaratıcılık gerektiren bir iş tanımı, Türkiye'de yapılmasına çok inandığım bir proje ve yepyeni bir ekip. Nasıl bir delirme haliyse,yeni işi reddetmeye karar verdim...

tim burton

Sözleşme uzatımıma onay vereceğim Pazartesi gününden bir gün önce bana bir haller oldu. Hani düğünlerde herkesin kendini kaybedip dansa kalktığı bir an vardır... Sen de bir yandan parmaklarınla ritm tutup, bir yandan da 'aaa ben dans edemem; yerim dar' ayaklarına yatarsın. Sonunda düğünlerin o çok bilen teyzelerinden biri gelir, nazını pozunu dinlemeden çekip kaldırıverir seni. Sen de iki parmak şıklatmanın ardından bir anda kaybediverirsin ya kendini... İşte öyle birşey :)

Aylardır "yerim dar, yerim dar" diye içimde sıkışıp kalan ruhumu ferahlatmaya karar verdim. Eski işimi bıraktım, hemen ertesi gün yeni projeme geçtim ve bir oynadım bir oynadım... tüm kurtlarımı döktüm, inanın! :)))

Mantığıma değil, içimin sesine kulak verdim. Şimdi acil olarak birşey yapmam gerekiyor: Bunca zamandır iki dünya arasında sıkışıp kalmış ruhum için bir ruh kayırma seansına ihtiyacım var benim. 

ruh kayırma seansıSeansın ilk bölümü epeydir uzak kaldığım KendinDik.Com'a yeni yazı yazmakla geçti bile.
İkinci bölümünde, yeni taşındığım evimdeki tüm taşınma dağınıklığını ortadan kaldırma egzersizi var. Davet etmediğin halde evine ziyarete gelip, ne kadar uğraşsan da yayıldıkça yayılan uzak akrabalara dönmüş hurçlarımı, baş köşelerimden kaldırmam gerekiyor artık. Hatta toplu halde evden göndermeye niyetliyim.
Hemen ardından da, yerleştirme sırasını annelik önceliğiyle sona bıraktığım dikiş odamı yoluna koymam gerekiyor.
Ruh kayırma seansımın son aşamasını dikiş makinamı açıp cıvıl cıvıl yaza cıvıl cıvıl dikiş projeleri yapmak oluşturacak. Aklımda onlarca yeni fikir, parmaklarımın ucunda yüzlerce yazılmayı bekleyen kelime var. 1 hafta içinde kesin olarak başlatacağım seansımın son kısmında bana katılmaya ne dersiniz?

Oradaysanız ve gelecekseniz, kapıya üç kere vurun...


MERAKLISINA NOTLAR:
Hayranlarının bir çırpıda anladığı üzere, kullanılan görseller Tim Borton'a aittir: 
İrem'in yeni projesi de neymiş diye merak edip, iki beğeni de ben yollayayım diyenlere Projenin sosyal medya takip adresleri şöyledir:




18 Mart 2015

Yöresel ürünlere pek de öyle özel bir merakım yoktur aslında. Tarhana ve domates kurusunu bunun dışında tutmalıyım tabii. Biri hazır çorba kadar pratik yapılabilen nadir yiyeceklerden olup hayat kurtarır, diğeri doğru oranda ceviz ve sarımsak ile ilahi bir lezzete bürünen mucizevi bir gıdadır. 

Sitenin adının "kendin pişir kendin ye" değil de "Kendin Dik" olduğunu hatırlayarak, gastronomik çağrışımları bir kenara bırakıp söylemek istediğimi doğrudan ifade edeyim. Demek istediğim, yöresel ürünlerde sürekli aynı motif ve aynı kullanım şekillerini görmekten sıkılırım. Son dönem üretim pazen kumaşlar ve benzeri modern tasarımlar dışında, pek çoğunu sıkıcı bulurum. Elbette, yerel kültürleri koruma ve tanıtmanın önemini küçümseyemem ama müzeler ve Avrupa Birliği finansmanlı projeler de bunun için var öyle değil mi? ;) 
dikiş dikmeyi öğrenin

Gelin görün ki ben Gaziantep'te 16. yüzyıldan bu yana üretilen kutnu kumaşını elime aldığımda aşık oldum! Bir arkadaşımın ilkokuldaki folklör müsamerelerimizi anımsattığını söylemesi üzerine, bu güzelim kumaşla bugüne kadar yapılmış çarık, yelek, şalvar vb. ürünler gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti. Ama benim elimde tuttuğum küçücük kumaş parçası öyle renkli, öyle albenili, öyle şahane bir potansiyel doluydu ki, onu belime sarıp türkü çağırmaktan çok daha farklı hayallere daldım. 

Şimdi bazılarınız bıkbık etmeye başlayabilir. Ne halk oyunlarını küçümsüyorum, ne de el emeği yöresel ürünleri. Ama kabul edin; bu şahane malzemeleri döne dolaşa en klişe, en sıkıcı şekillerde kullanmak gerçekten emeğe yazık. Yani kaçınız evde yöresel çarıklarla dolaşıyorsunuz Allah aşkına?! 
Elimdeki kumaştan keşke 1 metre daha fazla olsaydı. Ama modern kesim elbisemi tasarlarken bir karış kumaşla yetinmek zorundaydım.  Kutnuyu kullanırken yaşadığım bir diğer zorluk da kumaşın dokunma şeklinden dolayı ortaya çıkan narinliği idi. Yani bu kumaşı giyim malzemeleri için kullanırken dikişlerin atması, kumaşın akması riski büyük ölçüde var. Peki bu zorluklar bizi bu güzelim kumaşın pırıltılı potansiyelini ortaya çıkarmaktan alıkoymalı mı? Elbette hayır!

Bu uzun girizgahtan sonra benim çözdüğüm kadarıyla kutnu kumaşını elbise tasarımlarınızda kullanmak için yapmanız gerekenleri aktaracağım. 

HAZIRLIK:
Önceki yazıda aktardığım üzere, Antep şivesinin bilmecesini çözmek için verdiğim büyük uğraşlar sonucunda öğrendim ki kutnunun dokuma özelliğinden dolayı kullanmadan önce soğuk suda 2 kez yıkanması gerekiyor. Bir leğene soğuk su ekleyip içinde kısa süre beklettiğiniz kutnuyu fazla sıkmadan durulamalı, bu işlemi 2 kez yaptıktan sonra kuruması için askıya genişçe asmalısınız. Buraya kadarki uygulamalar bana verilen kesin talimatları içeriyor. Bundan sonrası benim uydurduğum adımlardır. 
kutnu kumaşını dikerken dikkat edilmesi gerekenler
ESNEK DÜZ DİKİŞ:
İlk etapta kalıbına göre kestiğiniz kumaş parçalarını, kumaşa zarar vermeyecek bir şekilde düz dikiş ile birleştirebilirsiniz. Dikiş makinasında mümkünse penye iğnesi vb. ince iğne kullanmaya dikkat edin. 
kendi elbiseni kendin dik

DİKİŞ YERLERİNİ KUVVETLENDİRME:
Kutnunun makina dikişinde atmaması için şerit tela kullanmalısınız. Şerit telanız yok ise, benim yaptığım gibi, mevcut telanızı ince ve düzgün bir şerit halinde kesebilirsiniz. Telayı seçerken tek tarafının yapışkanlı olma özelliğine dikkat etmeli ve yapışkanlı yüzeyi kumaşa doğru gelecek şekilde iğnelemelisiniz.
Ben teyel adımını genelde pas geçerim. Fotoğraflar sizi yanıltmasın. Teyel dikişiyle çalışmak size daha rahat geliyorsa, doğrudan iğneleyerek dikmek yerine el dikişiyle teyel yapın. Benim gibi tembel terzi iseniz, dikiş makinasını düzgün kullanmak için ekstra dikkat göstermelisiniz. 
Fotoğraflardan fark ettiyseniz önce iki parçayı düz dikişle birleştirip, ardından şerit telayı, dikiş çizgisini tam ortalayacak şekilde önceki dikiş çizgisinin üzerinden dikebilirsiniz. 

OVERLOK / SÜRFİLE:
Düz dikişi tamamladıktan sonra, telaların üzerinden bir de overlok dikişi yaptınız ve dikiş yerlerini özenle ütülediniz mi giysiniz yeme de yanında yat tadında bir kıvama ulaşacaktır. 
PAÇALAR:
Aynı işlemi kol / etek vb paçasına da uygulayabilirsiniz. Tela ile güçlendirip, overlok / sürfile dikişiyle kapattığınız kenarları tek kat olarak içe katlayıp misler gibi kol/etek ucu görüntüsü elde edebilirsiniz. 
SON ADIM:
Elbette son adımımız kendi tarzımıza uygun takılar ve çarpıcı özgüvenimizle  iş - arkadaş çevrelerimizde süzülmektir. Gerekiyorsa, anlamlı/anlamsız pozlar verip, çevrenizdekilere de pırıltı saçabilisiniz ;-)
modern tasarım yöresel kumaşlar





23 Şubat 2015

saray kumaşı kutnu


"Saraylara layıksın sen" dedim kumaşı elime aldığımda. Başlangıcı 16. yüzyıla uzanan bu dokuma yüzyıllarca padişah kaftanlarında kullanıldığı için "saray kumaşı" olarak anılırmış.

Kutnu. Gaziantep'in geleneksel el sanatlarının incisi. Dünyada daha basma kumaş bile üretilmez iken ticareti yapılan bu kumaş, binbir emek gerektiren işlemlerin ardından son haline kavuşturulurmuş. İpek gibi yumuşacık. Ama ipek değil pamuklu kumaş. %100 doğal. Olağanüstü canlı renklerle bezeli.

Geçtiğimiz yıl Gaziantep'e haftasonu gezisi yapan ablamın dayanamayarak aldığı turistik paketten birbirinden renkli 3 küçük parça kumaş çıkmıştı. Sayıları zaten çok azalan kutnu üreticilerinin zanaatlerini tanıtmak amacıyla yazdıkları broşürün de içinde olduğu paket, 1 yıl boyunca benim cesaretli bir hamlemi bekledi. Hediyemi ilk aldığımda paketini çocuk gibi parçalarcasına açtığımdan, içindeki "ilk kullanımdan önce yapılması gerekenler" bilgisinin yazılı olduğu broşürü kaybedivermişim!

Hangi modelde nasıl kullanacağım belli, dikişe zaman ayırabileceğim nadide gün belli, ama gel gör ki ben bu kumaşı önce hangi işlemlerden geçireceğimi bilemiyorum bir türlü! Hemen instagram / facebook sayfalarımdan aklımdaki soruları sordum.

İlk gelen yanıtlar gerçekten pek ümit vericiydi! Kumaşı halkoyunları kostümüyle bir tutan mı ararsın, kaynatıp suyunu içmemi söyleyen mi... Ne yapsam da dikişe ayırabileceğim kısacık zamanımdan önce gerekli işlemleri tamamlasam diye dertlenirken, internet sitesi olmayan ama internetten cep telefonu numarasının rahatlıkla bulunabildiği Kübbüşah Kutnuculuk'un sahibini aradım!
kutnu elbise tasarım

Dükkan sahibi, turistlik malzeme, aksesuar ya da en fazla perdelik kumaş olarak kullanılmasına alıştıkları kutnuyu şık bir ofis kıyafeti olarak kullanacağımı duyduğunda şaşırsa da bana hemen yardımcı oldu:

·       "Kullanmadan önce ne işlem yapmam lazım?" dedim.
·       "ikkigerreyikaycandeymgassıaacıreccinesiylemezeklenyrcumku" dedi...
·       "Whaaaaaaaaaattttt?" dedim.
·       "ikkiteneyikaycandeymgassıaacıreccinesiylemezeklenyrcumku" diye tekrarladı gayet kendinden emin şekilde...

Telefonun diğer ucunda afallamış şekilde kalakaldım. Yeni bir aborjin diliyle karşılaşmış her dilbilimcinin yaşayabileceği heyecanla karşımdaki yerliyi ürkütmeden dilinin şifresini çözmeye gayret ettim. Ben ısrarla sordukça karşımdaki de Japon bir turiste açıklama yaparmış gibi heceleyerek konuşmaya devam etti:

·       "İkki gerre yikaycan deyymm... Gassı aacı..."
·       "Ga.. ne?"
·       "Gassı gassı.. Gassı var ya. Yiyin hanni.."

kutnu kumaşı ile neler yapılır

Epey bir gayretin Sonunda anlamıştım! Kullanmadan önce iki kere soğuk suda yıkayacaktım çünkü dokuma esnasında ipliğin sert kalıp kopmaması için kayısı ağacı reçinesi kullanarak mezeklenirmiş! Artık bu kadim zanaatın bir parçası olduğumu hissettim derinden. Ben mutluluk içinde teşekkür ederken,  bir sonraki sefere benim bizzat dükkanını ziyaret etmem sözüyle telefonu kapattık!

Eve gider gitmez gerekli işlemleri yaptım. Cumartesi günü sabahtan kalıbımı kestim. McCall's firmasının 6460 numaralı kalıbını kullandım. 2 yıl kadar önce bir kez daha kullanmış ve bu modele bayılmıştım! Ne yazık ki bu muhteşem renklerle bezeli kumaşım gerçekten çok kısaydı. Elimdekini en iyi şekilde kullanmaya özen göstererek elbisemi tamamladım ve bugün ofiste bu güzelim kıyafetle salınıyorum! :D

El dokuması bu nefis kumaşın elbiselerde kullanılması biraz riskli. Dikişe başlamadan önce Gonca ile yazıştık. Kumaşın dikiş yerlerinden kaçabileceğinden bahsetti. Kutnuyu kullandığım her parçanın dikiş yerlerini ekstra kuvvetlendirdim. Altına epey esnek bir kot kumaşı kullandım. Kalıbımı da ne yazık ki 42 bedenin tüm ihtişamıyla kestim! 

M6460 modelinin reglan kollu seçeneğini kullandım. Fazla yumuşak olan kutnu kumaşının yakada yayılmasını elimden geldiğince engelleyebilmek için yakaya yine kot kumaşıyla biye geçtim. 
m6460


Bir sonraki yazıda kutnu için ne işlem yaptığımı daha detaylı anlatırım. Şimdi elbisemle Salınarak Pazartesi yığılan işleri toparlamam lazım ;)

Bir sonraki yazıya kadar esen kalın ve kutnu kumaşını elbiselerde kullanacaksanız sakın unutmayın: ikkiteneyikaycandeymgassıaacıreccinesiylemezeklenyrcumku...



Bu kalıbı kullanarak diktiğim bir diğer elbise için istikamet:
http://www.kendindik.com/2013/02/puantiyeler-ve-cocukca-hayaller_9.html





09 Şubat 2015


Bu Shelby... 3 yıldır birbirimizi bloglarımızdan takip ediyorduk. 2 yıldır "e hadi ne zaman kumaşçı buluşması yapıyoruz?" deyip duruyorduk. Sonunda geçtiğimiz Cumartesi günü Ankara'nın adına yakışır berekette olan İzmir Caddesinde buluştuk. Buluşmaz olaydık!
Ankara kumaş alışverişi

Bir kere şunu söyleyeyim: arkadaşlar, ben 1980 sonrası doğumlu kimselerle görüşmek istemiyorum. 80 sonrasında doğan herkes bana 8 yaşında geliyor ve ben onlara bakınca kendi yaşımı algılayamıyorum. İstemiyorum yaaa! Konuşmayın benimle!

Ayriyeten gitmiş benim her baktığımda dibimi düşüren, kalıpsız şekilde nasıl tasarlayıp diktiğini yakından bile baktığımda anlamadığım nefis bluzunu giyip gelmiş! Biliyorum sadece beni sinir etmek için giydi onu! Ayrıca güzel. Ayrıca benden uzun! Ayrıca zeki. Ayrıca nefis kumaşlar seçiyor. Ayrıca 84'lü. Rahatsız oldum...

Buluşma öncesinde, 3 boyutlu olarak ilk kez görüşeceğimiz için, birbirimizi tanımama ihtimaline karşı "buluşma yerinde elimde makasla bekleyeceğim" dedim. "Tamam. Ben de yakama makara takacağım" dedi. 

Olay yerinde buluştuk. Ben tabii başladım çançan konuşmaya. Kızımız pek kibar. "Ben pek sosyal değilimdir; Mühendisim ben. Konuşamam herkesle öyle" diye tersledi beni. Aman sağ olsun; gerçekten de hiç sosyal değilmiş. Kumaşçıda ayakta karşıladılar kendisini. "Ooo Seher Hanım hoşgeldiniz", "Çayımızı içer miydiniz?" den tutun da en güzel kumaş nerede var, ona kaça verirler falan bir muhabbet bir muhabbet aklım şaştı!

Bozuldum tabii. "Niye onu tanıyorlar da beni kimse tanımıyor?" dedim. Bugüne bugün ben de bir internet celebrity'siyim (bkz: internet ünlüsü - günlük okur sayısı 2000'i geçen blog yazarlarının kendini kaptırdığı sanal şöhret)
Niye ona çay var da bana yok anlamıyorum yani diye sinir yapmaya başlamıştım ki biri arkamdan bana seslendi! "İrem Hanım ben sizi tanıyorum. Ben sizin çekirgelerinizden biriyim! Yanınızdaki de Seher Hanım galiba" der demez, boynuna atlayacaktım okurumuzun :))

Bu kadarcık ego tatmini bana yetmişken, bir de gidip şahane kumaşlar bulunca sakinledim. Shelby'ciğim de gözüme daha bir sevimli gelmeye başladı. 8 yaşında ya...  Bir yandan lak lak yapıyoruz, bir yandan o kumaş mı olsun bu kumaş mı derken acayip yorulmuşuz. Alışverişimize ara sıcak vermek maksadıyla oturduğumuz yerde de birlikte okuduğumuz diğer  yazarların dedikodusuna başladık. 
Ankara'da kumaş nereden alınır
"Aman" dedim; "şu Ornitorenk Gonca ne acayip birşey öyle? Bir de gidiyor dünyanın en güzel manzalarından fotoğraflar çekip yolluyor, benim denizim şöyle güzel, havam böyle sıcak, ben feci cool bir tipim tavırları falan... biz Ankara'da ölelim o zaman!"

"Ya şu Çiğdem'e ne demeli? Ne o öyle bu işin esas hocası benim havalarında dikiş dersi dikiş dersi? Laf edecek diye dikiş hatalarımı nasıl kapatacağımı bilemiyorum fotoğraflarda; bu kadarına da pes yani" dedim!

"Evet ama Antigone'ye ne diyorsun? Gitmiş doktor olmuş hala internette ben bunu şöyle şahane diktim böyle müthiş pozladım falan. Yakışıyor mu yani?" dedi. "Şekerim ben ona Antigone mi yoksa Antigon mu demeliyim daha onu bile bilmiyorum!" dedim.

"Aaa aman o poz becerilerinde Minsk güzeli Meri'yi unutmamak lazım" diye fiştekledim hemen! "Evet yaa," dedi. "Kaç yaşına gelmiş. Hala manken gibi, sadece moral bozmak için yapıyo, biliyorum" diye aldı pası.

"O Yasemin de eksik kalmasın. Her gün öyle boncuk boncuk gözlerle poz veriyor. Bence kesin boya zaten onun saçları!" dedim...

"Bir de hemşerim Gooogoook var. Feci kıskanıyorum yaptıklarını ama seviyormuşum gibi yapıyorum" dedi...

Elbette hepsini uydurdum! Hepsi instagramda buluşma fotoğraflarımız üzerine bize laf atan ve attıkları lafları boş bırakmak istemediğim birbirinden güzel dikiş blogu yazarları.  Daha burada sıralayabileceğim bir sürü sevdiğimiz blog yazarı daha var. İyi ki de varsınız :D

Ne dedikodusu! Bir yandan aklımıza gelebilecek her şeyi konuşup, bir yandan 3 saat boyunca kumaşçılarda gezmekten helak olduk. Öyle kaptırmışız ki kendimizi, tam ayrılırken fotoğraf çekmeyi unuttuğumuzu hatırladık! Allahtan Bay Kendindik beni toplamaya geldi de ondan 2 fotoğraf çekmesini istedik. Ama sonuçta Vogue Ankara çekimleri yapmayı beklerken, benim yer cücesinin sabotajından kurtulamayan fotoğraflar çıktı ortaya.

Peki bunca laklağın arasında neler mi aldım?



İlk buna öldüm bittim. Çok kalın bir kumaş. Satanlar bile cinsinin ne olduğunu bilmiyor. Şeker pembe bir tarafı asimetrik siyah çizgiler diğer tarafı. Gözümün önüne hemen birkaç Machka modeli geldi ;)
ilginç desenli kumaşlar, emprime, kumaşçı

Asilzade hayvan desenleri olur da,  İrem almaz mı?! Emprime kumaş tiril tiril bir asalet... 

Bu da çift yönlü kumaşlardan bir diğeri. Bir tarafı balık sırtı bu aralar takıntı yaptığım yeşil tonunda. Diğer tarafı siyah üstüne yeşil noktacıklı. Dar kesim havalı bir elbise olmayı beklemeye başladı bile. 

Görüntüsü deri / süet havasında olmakla birlikte, aslında yumuşacık olan pek ilginç bir kumaş daha bulduk. Gittik kardeş kardeş ikimiz de aldık. Bunun dışında düz renk pantolonluk bir kumaş daha aldım ama bunların yanında fotoğraflanmaya utandı kendisi. 


Bir Ankara kumaşçı maceramız da böyle tamamlandı ;-)