Paylaş

ÖĞREN ÇEKİRGE

Bir nevi dikiş referans kitapçığı!

KENDİN DİK DOLABI

Kendin Dik Dolabına Göz Atın!

GEZGİN TERZİ NOTLARI

Dünyaya Turist Gözleriyle Bakan Yazılar

18 Mart 2015

Yöresel ürünlere pek de öyle özel bir merakım yoktur aslında. Tarhana ve domates kurusunu bunun dışında tutmalıyım tabii. Biri hazır çorba kadar pratik yapılabilen nadir yiyeceklerden olup hayat kurtarır, diğeri doğru oranda ceviz ve sarımsak ile ilahi bir lezzete bürünen mucizevi bir gıdadır. 

Sitenin adının "kendin pişir kendin ye" değil de "Kendin Dik" olduğunu hatırlayarak, gastronomik çağrışımları bir kenara bırakıp söylemek istediğimi doğrudan ifade edeyim. Demek istediğim, yöresel ürünlerde sürekli aynı motif ve aynı kullanım şekillerini görmekten sıkılırım. Son dönem üretim pazen kumaşlar ve benzeri modern tasarımlar dışında, pek çoğunu sıkıcı bulurum. Elbette, yerel kültürleri koruma ve tanıtmanın önemini küçümseyemem ama müzeler ve Avrupa Birliği finansmanlı projeler de bunun için var öyle değil mi? ;) 
dikiş dikmeyi öğrenin

Gelin görün ki ben Gaziantep'te 16. yüzyıldan bu yana üretilen kutnu kumaşını elime aldığımda aşık oldum! Bir arkadaşımın ilkokuldaki folklör müsamerelerimizi anımsattığını söylemesi üzerine, bu güzelim kumaşla bugüne kadar yapılmış çarık, yelek, şalvar vb. ürünler gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti. Ama benim elimde tuttuğum küçücük kumaş parçası öyle renkli, öyle albenili, öyle şahane bir potansiyel doluydu ki, onu belime sarıp türkü çağırmaktan çok daha farklı hayallere daldım. 

Şimdi bazılarınız bıkbık etmeye başlayabilir. Ne halk oyunlarını küçümsüyorum, ne de el emeği yöresel ürünleri. Ama kabul edin; bu şahane malzemeleri döne dolaşa en klişe, en sıkıcı şekillerde kullanmak gerçekten emeğe yazık. Yani kaçınız evde yöresel çarıklarla dolaşıyorsunuz Allah aşkına?! 
Elimdeki kumaştan keşke 1 metre daha fazla olsaydı. Ama modern kesim elbisemi tasarlarken bir karış kumaşla yetinmek zorundaydım.  Kutnuyu kullanırken yaşadığım bir diğer zorluk da kumaşın dokunma şeklinden dolayı ortaya çıkan narinliği idi. Yani bu kumaşı giyim malzemeleri için kullanırken dikişlerin atması, kumaşın akması riski büyük ölçüde var. Peki bu zorluklar bizi bu güzelim kumaşın pırıltılı potansiyelini ortaya çıkarmaktan alıkoymalı mı? Elbette hayır!

Bu uzun girizgahtan sonra benim çözdüğüm kadarıyla kutnu kumaşını elbise tasarımlarınızda kullanmak için yapmanız gerekenleri aktaracağım. 

HAZIRLIK:
Önceki yazıda aktardığım üzere, Antep şivesinin bilmecesini çözmek için verdiğim büyük uğraşlar sonucunda öğrendim ki kutnunun dokuma özelliğinden dolayı kullanmadan önce soğuk suda 2 kez yıkanması gerekiyor. Bir leğene soğuk su ekleyip içinde kısa süre beklettiğiniz kutnuyu fazla sıkmadan durulamalı, bu işlemi 2 kez yaptıktan sonra kuruması için askıya genişçe asmalısınız. Buraya kadarki uygulamalar bana verilen kesin talimatları içeriyor. Bundan sonrası benim uydurduğum adımlardır. 
kutnu kumaşını dikerken dikkat edilmesi gerekenler
ESNEK DÜZ DİKİŞ:
İlk etapta kalıbına göre kestiğiniz kumaş parçalarını, kumaşa zarar vermeyecek bir şekilde düz dikiş ile birleştirebilirsiniz. Dikiş makinasında mümkünse penye iğnesi vb. ince iğne kullanmaya dikkat edin. 
kendi elbiseni kendin dik

DİKİŞ YERLERİNİ KUVVETLENDİRME:
Kutnunun makina dikişinde atmaması için şerit tela kullanmalısınız. Şerit telanız yok ise, benim yaptığım gibi, mevcut telanızı ince ve düzgün bir şerit halinde kesebilirsiniz. Telayı seçerken tek tarafının yapışkanlı olma özelliğine dikkat etmeli ve yapışkanlı yüzeyi kumaşa doğru gelecek şekilde iğnelemelisiniz.
Ben teyel adımını genelde pas geçerim. Fotoğraflar sizi yanıltmasın. Teyel dikişiyle çalışmak size daha rahat geliyorsa, doğrudan iğneleyerek dikmek yerine el dikişiyle teyel yapın. Benim gibi tembel terzi iseniz, dikiş makinasını düzgün kullanmak için ekstra dikkat göstermelisiniz. 
Fotoğraflardan fark ettiyseniz önce iki parçayı düz dikişle birleştirip, ardından şerit telayı, dikiş çizgisini tam ortalayacak şekilde önceki dikiş çizgisinin üzerinden dikebilirsiniz. 

OVERLOK / SÜRFİLE:
Düz dikişi tamamladıktan sonra, telaların üzerinden bir de overlok dikişi yaptınız ve dikiş yerlerini özenle ütülediniz mi giysiniz yeme de yanında yat tadında bir kıvama ulaşacaktır. 
PAÇALAR:
Aynı işlemi kol / etek vb paçasına da uygulayabilirsiniz. Tela ile güçlendirip, overlok / sürfile dikişiyle kapattığınız kenarları tek kat olarak içe katlayıp misler gibi kol/etek ucu görüntüsü elde edebilirsiniz. 
SON ADIM:
Elbette son adımımız kendi tarzımıza uygun takılar ve çarpıcı özgüvenimizle  iş - arkadaş çevrelerimizde süzülmektir. Gerekiyorsa, anlamlı/anlamsız pozlar verip, çevrenizdekilere de pırıltı saçabilisiniz ;-)
modern tasarım yöresel kumaşlar





23 Şubat 2015

saray kumaşı kutnu


"Saraylara layıksın sen" dedim kumaşı elime aldığımda. Başlangıcı 16. yüzyıla uzanan bu dokuma yüzyıllarca padişah kaftanlarında kullanıldığı için "saray kumaşı" olarak anılırmış.

Kutnu. Gaziantep'in geleneksel el sanatlarının incisi. Dünyada daha basma kumaş bile üretilmez iken ticareti yapılan bu kumaş, binbir emek gerektiren işlemlerin ardından son haline kavuşturulurmuş. İpek gibi yumuşacık. Ama ipek değil pamuklu kumaş. %100 doğal. Olağanüstü canlı renklerle bezeli.

Geçtiğimiz yıl Gaziantep'e haftasonu gezisi yapan ablamın dayanamayarak aldığı turistik paketten birbirinden renkli 3 küçük parça kumaş çıkmıştı. Sayıları zaten çok azalan kutnu üreticilerinin zanaatlerini tanıtmak amacıyla yazdıkları broşürün de içinde olduğu paket, 1 yıl boyunca benim cesaretli bir hamlemi bekledi. Hediyemi ilk aldığımda paketini çocuk gibi parçalarcasına açtığımdan, içindeki "ilk kullanımdan önce yapılması gerekenler" bilgisinin yazılı olduğu broşürü kaybedivermişim!

Hangi modelde nasıl kullanacağım belli, dikişe zaman ayırabileceğim nadide gün belli, ama gel gör ki ben bu kumaşı önce hangi işlemlerden geçireceğimi bilemiyorum bir türlü! Hemen instagram / facebook sayfalarımdan aklımdaki soruları sordum.

İlk gelen yanıtlar gerçekten pek ümit vericiydi! Kumaşı halkoyunları kostümüyle bir tutan mı ararsın, kaynatıp suyunu içmemi söyleyen mi... Ne yapsam da dikişe ayırabileceğim kısacık zamanımdan önce gerekli işlemleri tamamlasam diye dertlenirken, internet sitesi olmayan ama internetten cep telefonu numarasının rahatlıkla bulunabildiği Kübbüşah Kutnuculuk'un sahibini aradım!
kutnu elbise tasarım

Dükkan sahibi, turistlik malzeme, aksesuar ya da en fazla perdelik kumaş olarak kullanılmasına alıştıkları kutnuyu şık bir ofis kıyafeti olarak kullanacağımı duyduğunda şaşırsa da bana hemen yardımcı oldu:

·       "Kullanmadan önce ne işlem yapmam lazım?" dedim.
·       "ikkigerreyikaycandeymgassıaacıreccinesiylemezeklenyrcumku" dedi...
·       "Whaaaaaaaaaattttt?" dedim.
·       "ikkiteneyikaycandeymgassıaacıreccinesiylemezeklenyrcumku" diye tekrarladı gayet kendinden emin şekilde...

Telefonun diğer ucunda afallamış şekilde kalakaldım. Yeni bir aborjin diliyle karşılaşmış her dilbilimcinin yaşayabileceği heyecanla karşımdaki yerliyi ürkütmeden dilinin şifresini çözmeye gayret ettim. Ben ısrarla sordukça karşımdaki de Japon bir turiste açıklama yaparmış gibi heceleyerek konuşmaya devam etti:

·       "İkki gerre yikaycan deyymm... Gassı aacı..."
·       "Ga.. ne?"
·       "Gassı gassı.. Gassı var ya. Yiyin hanni.."

kutnu kumaşı ile neler yapılır

Epey bir gayretin Sonunda anlamıştım! Kullanmadan önce iki kere soğuk suda yıkayacaktım çünkü dokuma esnasında ipliğin sert kalıp kopmaması için kayısı ağacı reçinesi kullanarak mezeklenirmiş! Artık bu kadim zanaatın bir parçası olduğumu hissettim derinden. Ben mutluluk içinde teşekkür ederken,  bir sonraki sefere benim bizzat dükkanını ziyaret etmem sözüyle telefonu kapattık!

Eve gider gitmez gerekli işlemleri yaptım. Cumartesi günü sabahtan kalıbımı kestim. McCall's firmasının 6460 numaralı kalıbını kullandım. 2 yıl kadar önce bir kez daha kullanmış ve bu modele bayılmıştım! Ne yazık ki bu muhteşem renklerle bezeli kumaşım gerçekten çok kısaydı. Elimdekini en iyi şekilde kullanmaya özen göstererek elbisemi tamamladım ve bugün ofiste bu güzelim kıyafetle salınıyorum! :D

El dokuması bu nefis kumaşın elbiselerde kullanılması biraz riskli. Dikişe başlamadan önce Gonca ile yazıştık. Kumaşın dikiş yerlerinden kaçabileceğinden bahsetti. Kutnuyu kullandığım her parçanın dikiş yerlerini ekstra kuvvetlendirdim. Altına epey esnek bir kot kumaşı kullandım. Kalıbımı da ne yazık ki 42 bedenin tüm ihtişamıyla kestim! 

M6460 modelinin reglan kollu seçeneğini kullandım. Fazla yumuşak olan kutnu kumaşının yakada yayılmasını elimden geldiğince engelleyebilmek için yakaya yine kot kumaşıyla biye geçtim. 
m6460


Bir sonraki yazıda kutnu için ne işlem yaptığımı daha detaylı anlatırım. Şimdi elbisemle Salınarak Pazartesi yığılan işleri toparlamam lazım ;)

Bir sonraki yazıya kadar esen kalın ve kutnu kumaşını elbiselerde kullanacaksanız sakın unutmayın: ikkiteneyikaycandeymgassıaacıreccinesiylemezeklenyrcumku...



Bu kalıbı kullanarak diktiğim bir diğer elbise için istikamet:
http://www.kendindik.com/2013/02/puantiyeler-ve-cocukca-hayaller_9.html





09 Şubat 2015


Bu Shelby... 3 yıldır birbirimizi bloglarımızdan takip ediyorduk. 2 yıldır "e hadi ne zaman kumaşçı buluşması yapıyoruz?" deyip duruyorduk. Sonunda geçtiğimiz Cumartesi günü Ankara'nın adına yakışır berekette olan İzmir Caddesinde buluştuk. Buluşmaz olaydık!
Ankara kumaş alışverişi

Bir kere şunu söyleyeyim: arkadaşlar, ben 1980 sonrası doğumlu kimselerle görüşmek istemiyorum. 80 sonrasında doğan herkes bana 8 yaşında geliyor ve ben onlara bakınca kendi yaşımı algılayamıyorum. İstemiyorum yaaa! Konuşmayın benimle!

Ayriyeten gitmiş benim her baktığımda dibimi düşüren, kalıpsız şekilde nasıl tasarlayıp diktiğini yakından bile baktığımda anlamadığım nefis bluzunu giyip gelmiş! Biliyorum sadece beni sinir etmek için giydi onu! Ayrıca güzel. Ayrıca benden uzun! Ayrıca zeki. Ayrıca nefis kumaşlar seçiyor. Ayrıca 84'lü. Rahatsız oldum...

Buluşma öncesinde, 3 boyutlu olarak ilk kez görüşeceğimiz için, birbirimizi tanımama ihtimaline karşı "buluşma yerinde elimde makasla bekleyeceğim" dedim. "Tamam. Ben de yakama makara takacağım" dedi. 

Olay yerinde buluştuk. Ben tabii başladım çançan konuşmaya. Kızımız pek kibar. "Ben pek sosyal değilimdir; Mühendisim ben. Konuşamam herkesle öyle" diye tersledi beni. Aman sağ olsun; gerçekten de hiç sosyal değilmiş. Kumaşçıda ayakta karşıladılar kendisini. "Ooo Seher Hanım hoşgeldiniz", "Çayımızı içer miydiniz?" den tutun da en güzel kumaş nerede var, ona kaça verirler falan bir muhabbet bir muhabbet aklım şaştı!

Bozuldum tabii. "Niye onu tanıyorlar da beni kimse tanımıyor?" dedim. Bugüne bugün ben de bir internet celebrity'siyim (bkz: internet ünlüsü - günlük okur sayısı 2000'i geçen blog yazarlarının kendini kaptırdığı sanal şöhret)
Niye ona çay var da bana yok anlamıyorum yani diye sinir yapmaya başlamıştım ki biri arkamdan bana seslendi! "İrem Hanım ben sizi tanıyorum. Ben sizin çekirgelerinizden biriyim! Yanınızdaki de Seher Hanım galiba" der demez, boynuna atlayacaktım okurumuzun :))

Bu kadarcık ego tatmini bana yetmişken, bir de gidip şahane kumaşlar bulunca sakinledim. Shelby'ciğim de gözüme daha bir sevimli gelmeye başladı. 8 yaşında ya...  Bir yandan lak lak yapıyoruz, bir yandan o kumaş mı olsun bu kumaş mı derken acayip yorulmuşuz. Alışverişimize ara sıcak vermek maksadıyla oturduğumuz yerde de birlikte okuduğumuz diğer  yazarların dedikodusuna başladık. 
Ankara'da kumaş nereden alınır
"Aman" dedim; "şu Ornitorenk Gonca ne acayip birşey öyle? Bir de gidiyor dünyanın en güzel manzalarından fotoğraflar çekip yolluyor, benim denizim şöyle güzel, havam böyle sıcak, ben feci cool bir tipim tavırları falan... biz Ankara'da ölelim o zaman!"

"Ya şu Çiğdem'e ne demeli? Ne o öyle bu işin esas hocası benim havalarında dikiş dersi dikiş dersi? Laf edecek diye dikiş hatalarımı nasıl kapatacağımı bilemiyorum fotoğraflarda; bu kadarına da pes yani" dedim!

"Evet ama Antigone'ye ne diyorsun? Gitmiş doktor olmuş hala internette ben bunu şöyle şahane diktim böyle müthiş pozladım falan. Yakışıyor mu yani?" dedi. "Şekerim ben ona Antigone mi yoksa Antigon mu demeliyim daha onu bile bilmiyorum!" dedim.

"Aaa aman o poz becerilerinde Minsk güzeli Meri'yi unutmamak lazım" diye fiştekledim hemen! "Evet yaa," dedi. "Kaç yaşına gelmiş. Hala manken gibi, sadece moral bozmak için yapıyo, biliyorum" diye aldı pası.

"O Yasemin de eksik kalmasın. Her gün öyle boncuk boncuk gözlerle poz veriyor. Bence kesin boya zaten onun saçları!" dedim...

"Bir de hemşerim Gooogoook var. Feci kıskanıyorum yaptıklarını ama seviyormuşum gibi yapıyorum" dedi...

Elbette hepsini uydurdum! Hepsi instagramda buluşma fotoğraflarımız üzerine bize laf atan ve attıkları lafları boş bırakmak istemediğim birbirinden güzel dikiş blogu yazarları.  Daha burada sıralayabileceğim bir sürü sevdiğimiz blog yazarı daha var. İyi ki de varsınız :D

Ne dedikodusu! Bir yandan aklımıza gelebilecek her şeyi konuşup, bir yandan 3 saat boyunca kumaşçılarda gezmekten helak olduk. Öyle kaptırmışız ki kendimizi, tam ayrılırken fotoğraf çekmeyi unuttuğumuzu hatırladık! Allahtan Bay Kendindik beni toplamaya geldi de ondan 2 fotoğraf çekmesini istedik. Ama sonuçta Vogue Ankara çekimleri yapmayı beklerken, benim yer cücesinin sabotajından kurtulamayan fotoğraflar çıktı ortaya.

Peki bunca laklağın arasında neler mi aldım?



İlk buna öldüm bittim. Çok kalın bir kumaş. Satanlar bile cinsinin ne olduğunu bilmiyor. Şeker pembe bir tarafı asimetrik siyah çizgiler diğer tarafı. Gözümün önüne hemen birkaç Machka modeli geldi ;)
ilginç desenli kumaşlar, emprime, kumaşçı

Asilzade hayvan desenleri olur da,  İrem almaz mı?! Emprime kumaş tiril tiril bir asalet... 

Bu da çift yönlü kumaşlardan bir diğeri. Bir tarafı balık sırtı bu aralar takıntı yaptığım yeşil tonunda. Diğer tarafı siyah üstüne yeşil noktacıklı. Dar kesim havalı bir elbise olmayı beklemeye başladı bile. 

Görüntüsü deri / süet havasında olmakla birlikte, aslında yumuşacık olan pek ilginç bir kumaş daha bulduk. Gittik kardeş kardeş ikimiz de aldık. Bunun dışında düz renk pantolonluk bir kumaş daha aldım ama bunların yanında fotoğraflanmaya utandı kendisi. 


Bir Ankara kumaşçı maceramız da böyle tamamlandı ;-) 

29 Ocak 2015

Bir süredir çıtım çıkamadı...

Hayatım üzerinde kozmik bir yol yapım çalışması vardı sanki.  Ne yöne dönsem orası tıkandı. Kozmik belediye işçileri muzip ve umursamaz bakışlarla "başka yol dene kardeş!" ilanlarıyla kışkışladılar beni her girdiğim yoldan.

"Allah'ım" dedim, "toplu halde beni delirtmeye mi çalışıyorsunuz?!" Yani İ.Melih delirtemedi beni bunca yıldır münasebetsiz yol yapım işleriyle, sizin elinizde kalacağım sonunda...

Yüzler ifadesiz; "Ekmek parası kardeş. Biz bilmeyiz. Başka yol deneyeceksin...

Bir süre sonra en son ergenlik zamanımda bu kadar anlamlı gelen heavy metal parçaları dinleyip rahatlamaya başladım. Ardından, bu şarkılar da baş ağrısı yapmaya başlayınca, sakinleyip başka yol arayışlarına devam ettim. 


Çok sevdiğim eski bir dostumun da geçenlerde dediği gibi, hayata bakış alışkanlığım "neden olmuyor?" değil "nasıl çözülür?" yönünde oldu hep. "Neden olmuyor?"ların beni sadece dibe düşürdüğünü fark ettiğim ergenlik yıllarımdan bu yana, hayalini kurduğum hayatın / huzurun / başarının / zenginliğin nasıl olabileceği üzerine düşündüm ben hep.

İnsanın elindekiyle yetinmesi bir erdemdir belki ve daha fazlasını araması da hırs. Ama hiçbir zaman "nasıl çözülür?" sorusunu sormayı bırakamadım ben.

Bugüne kadar, doğuştan getirdiğim sağlık, doğal beceri vb. özelliklerim dışında dişimle tırnağımla kazıyarak elde etmediğim bir tek kazanımım olmadı.
Bu yaşıma kadar, "Al bu iş de senin. Tadını çıkar." denilen bir tek işim olmadı.
Bu saate kadar "Bu da bizim kızımızdır. Onu da şurada kollayın" diyen tek bir tanıdığım çıkmadı.

Herşeyi kendi başıma çözdüm, herşeyi kendi gayretimle yaptım. Burada sizlerle paylaştığım şu neşeli dikiş maceramın bile kendi kendime bir gayretle öğrendiğim bir beceri olması da belki tesadüf değil.

Kendimi bildim bileli, önüme bir engel geldiğinde önce öfkelendim, sonra söylendim, daha sonra sakinleyip üzerine giderek ne yapıp ne edip çözdüm.
Ama son 1 yıldır o "ne yapıp ne edip" çözme yöntemlerim de fayda etmemeye başladı.
"Yol kapalı... Başka yol denicen kardeşşş"... 
Bildiğim tüm çözümler yavaş yavaş vadesini doldurdu.

Ve ben yine öfkelendim, sinirlendim, içtim, heavy metal dinledim, başıma ağrı girdi;  biraz daha söylendim, meditasyon yaptım, biraz daha şarap içtim, dostlarımla kikirdedim, dikiş diktim, biraz daha söylendim, karları temizledim ve sonunda oldu...


Hayatımdaki diğer streslerin üstüne, işyerindeki stresim, kaygılarım, gelecekle ilgili planlarıma dair baskılar öyle üstüme gelmeye başlamıştı ki son aylarda, ne yapsam çözemedim. Ne denediysem olmadı. 
"Başka yol denicen kardeşşş"... 
Üzerimdeki baskılar had safhaya çıktığı son gün gerçekten yürekten dedim ki "Kabul. Ne geliyorsa kabul. Ne olacaksa kabul. Bugüne kadar bildiğim tüm çözümleri unuttum. 10 dakika sonrasını hesaplayamıyorum artık. Kabul. Önüme ne gelecekse kabul..."

Olayların ucunu bıraktım. Sonraki günü nasıl geçireceğime ilişkin kaygıların zihnimdeki uğultusunu sildim. Yani mecbur kaldım. Başka türlü nefes alamaz hale geldim. Herşeyin sadece nasıl olması gerektiyse öyle olmasına izin verdim. Bıkkınlıkla değil, sakince izin verdim.

Aynı gün akşama doğru mucizevi birşey oldu...

Hiç tahmin etmediğim bir yerden, hiç tahmin etmediğim bir şekilde ve muhteşem bir zamanlama ile bir destek geldi. Keşke buradaki dürüst ve samimiyetle yazma alışkanlığımın bir uzantısı olarak detayları verebilsem. Ama işimin gizliliği gereği veremem. Hiç beklemediğim bir yerden, hiç beklemediğim bir şekilde sihirli bir el beni tıkandığım noktadan aldı ve çok ferah bir noktaya taşıdı :) 
Onca tartışma, onca çözme telaşı, onca anlam verme ihtiyacı boşa çıktı. Olan herşeyi olduğu haliyle kabul edip, sadece anın içinde kalmayı kavradığım anda deneyim önümden kalktı :)
kozmik balina

"An"da kalabildiğinde geri kalan her türlü kaygı, plan, heyecan, herşey düşüyor derler. Bunun nasıl yapıldığını bilen çok az insan tanıdım. Ama ben çocukluk çağlarım dışında kaygılarımı, plan yapma alışkanlığımı, aman mutlaka hazırlıklı olayım deme endişemi bir türlü tam olarak susturamamıştım.

Sonunda oldu :) Ne kadar sürer bilmiyorum. Bisiklete binmek gibi birşey midir, bir kez öğrenince bir daha unutulmaz mı, yoksa bir sonraki deneyimde yine mi unutma eğilimi göstereceğim bilmiyorum. Ama en azından şimdilik anladım :) 

Daha fazla yazabilmeyi isterdim. Bu siteyi sadece dikiş yazıları için okuyanlara iç sıkıcı bir yazı dizisi gibi gelebilir ara sıra yazdığım bu tondaki yazılar. Ama çokça okurun da kendi maceramı kendi üslubumda anlatmamı sevdiğini de biliyorum. En önemlisi ben bunları kendi üslubumda yazmayı seviyorum!  Bu sebeple neşeli dikiş maceramıza ara sıra attığım "günlük" etiketli yazılarla eşlik ediyorum. Ama bu konuyu burada kesmek durumundayım şimdilik ;)

Hafifim, mutluyum ve 3 saat sonrasıyla ilgili hiçbir fikrim yok! Önümüzdeki günlerde sizlerle yine  keyifli dikiş yazıları üzerinden buluşabilmeyi umuyorum. Ama söz vermeyeyim ;-)

Epey oldu görüşmeyeli. Sizin oralarda yol / altyapı / üstyapı çalışmaları nasıl gidiyor? 

09 Ocak 2015

Sabahın zifirinde kalktık yine... İzmir'deki tüm okul hayatım boyunca kışları gün doğmadan  düşerdim yollara. İçim kararırdı; o gün bitmeyecek gibi gelirdi. Sen misin sevmeyen! 5 yıldır 5'i 5 geçirmeden ayaklanan bir yercücesiyle yaşıyorum.  Uyandım yine tabii ki söylene söylene.

"Ama ben gece 12'yi geçiryordu yattığımdaaaa" diye homurdanıp arkasını dönen Bay KendinDik'e, aklımdan geçen binbir bıçaklama sahnesine karşı hiçbir şey söylemeden ayağa kalktım. Gözlüklerimi taktım ve sanki günün ortasına gelmişiz de benim haberim yokmuş neşesiyle cıvıldaya cıvıldaya konuşmaya başlayan yercücesiyle birlikte yarı uyur yarı uyanık salonun yolunu tuttum.

Kör karanlıkta açtığım Disney kanalı tüm sinir bozucu şarkılarını ardı ardına dizmiş, insafsızca şakıyordu... "Aldırma aldırmaaa... Ruhum yeniden doğmakta..."

Homortularım kesilmeyince, doğru şırıngayı bulsam atar damara basabileceğim sabah kahvemden bir bardak daha  almak üzere mutfağa geçtim.

Salona girerken, sinir bozucu minik prenses cazır cazır bağırmaya devam ediyordu: "Kardan adam yapsak senleeee...."

"Eaaahhhh yetti bitti cıvırdak şarkılarınız!" diyerek kanal değiştirdim.

şifon bluz


Farkında olmadan belgesel kanalı açmışım. İkinci kahvemin ortalarına gelirken, biri benimle konuşmaya başladı:
"En aktif oldukları saat günün ilk saatleridir..."

Ah biraz daha uyusam keşke. Bugün de iş yoğun olacaktı. Oğlana ne versem kahvaltıda bugün acaba? diye düşüncelere dalmışken, dış ses konuşmaya devam etti:
"Anne kartal yavrularını kalın tüyleri çıkıncaya kadar besler. Yavrularını hem koruyup hem beslemek anne kartal için bazen çok zorlayıcı olabilir..."

Evet! Bu sefer kesin benden bahsediyor bu! TV'nin sesini açtım ve günün ilk ışıkları canlanmaya başlarken hipnotize halde belgeseli izlemeye başladım:

"Yağmur ormanlarında yavrusunu hayatta tutmak anne kartal için her an yeni bir mücadele gerektirir. Etrafındaki vahşi doğa koşullarından habersiz yavrular büyüdükçe anne kartalın işi daha da zorlaşır..."
Nasıl da doğru... Büyükşehirde yaşayınca sürekli tekinsiz tiplerle burun buruna kalıyorsun... Haberleri izlemeye zaten yürek dayanmıyor. Trafikteki canavarlar ise ayrı bir dert!

"En kötüsü de yağmurlu günlerdir. Yuva bu kadar yüksekte olunca, yağmurdan da en çok onlar etkilenir... "
 Off, bir de bana sor! İş çıkışı 1 gram yağmur olsun, trafik hemen kilitleniyor. Eve kendimizi zor attık dün. Uğrayamadım tabii markete de. Ne pişireceğim akşama bilmem ki?...

"Bitmeyen yağmur nedeniyle Uzun süre uçamayan anne kartal, yavrusunu doyurmak için acil bir çözüm bulmak zorunda..."
Kayınvalideden istesem bin tane laf şimdi...

büzgülü şifon

Neyse, önce sabah beslenmesini halledeyim.  Kuru tost ve sütü itekledim yavrucağın önüne. Cıvıldayarak yemeğe başladı.  Şimdi gidip giyinmeliyim. Sabahki toplantıda sunum yapacağım bir de. Akşam yemeğini de sonra düşünürüm artık...

wrap bluz şifon top


Tam o sırada bir baktım Bay KendinDik uyku mahmuru gözlerle inmiş aşağı. İşe yetişme, giyinme, sabahki sunuma ne giysem acaba, akşama hangi yemek yapılmalı ki dertlerini aynı anda düşünmekten çatallaşan sesimi elimden geldiğince yumuşatarak "Hadi" dedim, "çabuk ol. Bugün hava fena. Trafik kilittir gene..."

Giyinmek için odama giderken, televizyon arka fonda aktarmaya devam ediyordu: "Çaresiz kalan anne kartal, kendine has çığlığıyla baba kartalı çağırıyor. Yavrular, kendi başına beslenebilinceye kadar av bulma görevi, nadir de olsa babaya geçer.  Anne kartal kızgın... Baba, yakaladığı avı geç getirince anne kartal iyice huysuzlanmaya başladı.  Son yaşanan karınca istilasından bu yana hiç bu kadar saldırgan görünmemişti..."

Yağmur ormanımızda sıradan bir gün daha işte böyle başladı...
kendi giysilerini kendin yap


Bluzun puantiyeli versiyonu ve dikiş adımlarına ilişkin bilgileri görmek ya da kalıpla ilgilenirken bir de kelaynak kuşları hakkında bilgi almak isteyenler için istikamet: 

Bluz / Elbise kol uçlarını bu şekilde havalı bırakmanın yan etkileri hakkında zihin açlığını gidermek isteyenler için istikamet: