Paylaş

ÖĞREN ÇEKİRGE

Bir nevi dikiş referans kitapçığı!

KENDİN DİK DOLABI

Kendin Dik Dolabına Göz Atın!

GEZGİN TERZİ NOTLARI

Dünyaya Turist Gözleriyle Bakan Yazılar

19 Aralık 2014

Biraz daha yazmasam herhalde bu yazı dizisinin son bölümü 2015'e kalacaktı! Aman neler neler oldu arada, bir türlü yazıyı tamamlayamadım. 

Bu yıl gerçekleştirdiğimiz Cumhuriyet Bayramı kutlama etkinliği için diktiğim kırmızı wrap bluzun sonuncu dikiş adımı yazısındayız. 

Hatırlayacağınız üzere:
İlk yazıda  bluzun kesim, dirsek pensi, omuz pilileri ve üst parçaya kol geçirme adımlarından bahsedilmişti. 


İkinci yazıda bluza en fazla havayı katan biye yakayla ilgili uzun uzadıya bilgi bombardımanı bulunuyordu. 

Bu son yazıda ise bel detayını nasıl pratik şekilde halledebileceğinizden bahsedilecek.

Tüm bu adımları tamamladıktan sonra şahane bir bluz sahibi olup, böyle havalı pozlar verme telaşına düşebileceksiniz artık!
İlk iki yazıdaki adımları takip ettiyseniz artık başlayabiliriz! 
Son bölüme geçmeden önce son bir hatırlatma yapayım: Bluzun büzüşerek kalçaya oturmasını sağlamak için hazır kalıbı epey uzatmıştım. 

Şimdi, normal kalça ölçüsüne döndürmek için önce kalça ölçümü aldım (ki bu ölçü sonsuza dek gizli kalacaktır!); sonra da bluzun ön katlarını katlayarak mevcut ölçüye denk getirdim. Ön parçalar kruvaze geldiği için, bel parçasını eklemeden önce iki ön parçayı birbirine diktim. 
kolay dikiş öğren

Daha sonra, kalça ölçüme göre kesip her iki ucunu da birbirine diktiğim bel parçasını hazır hale getirdim. Parçanın her iki ucunu da overlok dikişiyle kapattım. 
bluza bel takma


Sonra belin tek tarafını bluzun üzerine bildiğiniz torba gibi geçirdim!
 

Aslında orijinal modelde gösterildiği gibi uzun bir etek parçası gibi de bırakabilirdim beli. Ama nedense hiç havalı gelmedi öylesi... 

Ben de oturdum, bel parçasını ikiye katladım. İşte bundan sonrası acemi çekirgelerin işine yarayabilecek bir kısayol:
giysiye bel takmak

Bel parçasının içe doğru katladığım ucunu bir önceki dikiş yeriyle birleştirmek üzere iğneledim: 
rengarenk giysiler yapma



Düz dikişle birleştirdiğim katların üzerinden bir de overlok dikişi geçtim:
kırmızı kruvaze bluz

İşte bu kadar! Üç yazıda anlattığım bu dikiş adımları sayesinde siz de kendinize güzel bir wrap bluz dikebilirsiniz. Bu tür bluzlar için ince ya da orta incelikte kumaş kullanırsanız, bluzunuzun dökümlü görünmesini ve iki kattan oluşan ön parçasının kalın kalmamasını sağlarsınız. 
Bu yazı dizisini de böylece bitirmiş olduk. Vatana millete hayırlı olsun. 

Küçük bir hatırlatma: 
Creazion dergisini almak isteyenler adını bir önceki yazıda belirttiğim yere kaydettirdi mi? 

13 Aralık 2014

"TOMBUL MODEL GÖZ DOLDURDU!" 
yani en azından ben böyle bir başlık atardım. Creazion Dergisi Yazı İşleri kibar davranmış ve bu ay birlikte gerçekleştiğidimiz projeyi "Yeniden Yorumla" başlığıyla yayınlamış. Elbette bu başlık seçiminde anlaşmamıza koydurduğum "beni ince, uzun, genç ve güzel gösterme" şartının da etkisi olabilir tabii. Yayıncılarla yaptığım anlaşmada böyle bir cümleyi gerçekten kurduğuma inanmayan tek bir okur çıkar mı? Çıkarsa da beni bugüne kadar yeterince okumamış demektir ;)
creazion dikiş dergisi

Normal hayatta kendine güvenen, aklı başında (kısmen), içine doğduğu gen havuzunun tüm özellikleriyle birlikte mutlu mesut yaşamayı öğrenmiş biri bile olsam (yapacak birşey yok: estetik ameliyattan korkarım, aktif spordan kaçarım, yemek yemeğe bayılırım) iş poz vermeye geldi mi dünyam değişir. 
İşte kadın kısmısı...  Dünya Ekonomik Forumunun baş katılımcısı olarak Davos'a çıksa, hakkıdaki yayınlara bakarken, ilk olarak "fotoğrafta nasıl çıkmışım" diye merak etmeyecek kadın var mıdır? Hadi bir tane gösterin bana, fotoğrafları incelerken kendisinin nasıl çıktığına bakmayıp da aynı kareyi paylaştığı kişilerin güzelliğine şapka çıkartan?
Koymuşlar yanıma bir de upuzun saçlı 2 metre boyunda tığ gibi mankeni! Nereden biliyorlar acaba benim kendi saçlarımı hiçbir zaman oğlan çocuğundan hallice görünümden daha fazla uzatamadığımı?! Off of! Neyse ki elbise kalıbı çok güzel. 
Daha önceki yazımda size bahsetmiş olduğum sürprizim işte buydu ;-) Crezion dergisiyle bu sitede yaptığıma benzer bir bir ortak çalışma yapalım dedik. Beni bıraksalar, dergideki yazıyı da böyle upuzun yazar, alır başımı daldan dala atlardım. Ama basılı yayın malum; sınırlı sayfa sayısı var. Biz de önceden seçtiğim bir modeli nasıl diktiğime ilişkin kısa bir yazıyı güzel fotoğraflar eşliğinde paylaştık. 

Dergideki yazımda da dediğim gibi, bence bu kalıbın çok potansiyeli var. Ben bir kez daha, işi yetiştirme derdi olmadan, daha sakin bir tempoda ve daha spor bir kumaşla deneyeceğim bu modeli. O zaman daha direkt bir dikiş yazısı yazabilirim. 
irem sunar özat creazion dergi

Hadi bakalım, bu güzel çalışmayı birlikte yapmak için Tuva Yayıncılığın hediye ettiği 2 dergiyi hızlıca düzenleyeceğimiz bir çekilişle bu aralar kendini şanslı hissedenlerle paylaşayım. 
1 kopyası twitter takipçilerine - @kendindik
1 kopyası da instangram takipçilerine gitsin - @tuhaftuhafiye

Bu hesapları takip edip çekilişe katılmak isterseniz, aşağıdaki kutucuklara sırasıyla:
1.hangi sosyal medya hesabını takip ediyorsanız kendi hesap adınızı
2. hangi sosyal medya hesabını takip ediyorsanız onun adını
3. eposta adresinizi (başkası görmez) 
yazarak katılım sağlayabilirsiniz.

Çekiliş 21 Aralık 2014 Pazar günü sona ersin. Sonra hep birlikte güzel bir dikiş etkinliği daha yapabiliriz belki ;-)

Hadi bakalım. Oyunlar başlasın!







06 Aralık 2014

Hangi kadın olsa bayılır bu kitaba.

Neden mi? 

Nedeni çok basit.

Bu kitap kadınlara “erkeklerle eşit olmaya çalışma, sen onlardan kat be kat GÜÇLÜSÜN!” diyor.

Aykut Oğut’u okurlar fenomen olmuş kitabı Evrenden Torpilim Var sayesinde yakından tanır. Bir tür “iste, olsun” kitabıydı Evrenden Torpilim Var.

Şimdi uzun bir aradan sonra Aykut Oğut’un "Keşke Kadın Olsam" kitabı gündemde.

Ne mi anlatıyor bu kitap?

Bir kere kadınlara güçlerini yeniden hatırlatıyor.


“Sevgili kadınlar” diyor. Erkekle eşit olmak da neymiş?

          Erkeklerle ASLA eşit OLAMAZSINIZ!

          En büyük hatanız bizimle eşit olmaya çalışmak!

          Çok çabalarsanız eşit olmayı becerebilir misiniz?

          Elbette becerebilirsiniz AMA kendinizden, gücünüzden vazgeçerek becerebilirsiniz bunu!

          Erkekle EŞİT olmak için VAROLUŞ çıtanızı alçaltmanız, daha aşağı inmeniz gerekiyor.

          Eşitlik mi istiyorsunuz?

          Siz bilirsiniz!


Neden eşitlik için kadının çıtasını alçaltması gerekirmiş derseniz?

Yazara göre:

KADIN ERKEKTEN 16 KAT DAHA ÜSTÜN!

Kadın daha güçlü, daha duygusal, muhteşem bir içsel rehberlik kapasitesine sahip, seks ve cinselliği yaşamak konusunda içindeki sese kulak verdiğinde önünde kimse duramıyor, evrensel saygıyı ve sevgiyi hissedebiliyor verebiliyor…

Amaaa...

Bu özellikler tek başına yetmez. 

Bir KADIN ancak:

DUYGULARINI İFADE EDEBİLDİĞİNDE

ONLARI BASTIRMAYI DEĞİL KUCAKLAMAYI SEÇTİĞİNDE

İÇİNDEKİ DİŞİLİĞİ UYANDIRMAYI BAŞARDIĞINDA


Bu özellikler gerçek kapasitesine ulaşıyor.


Kim için yazılmış bu kitap:

Aşkta, ilişkilerde, profesyonel ve sosyal hayatta kendini eksik ve kaybolmuş hisseden her kadın için…

Aykut Oğut bu kitapla cici kızlar uyur, prensi bekler sözlerine inanarak uyutulan güzelleri; sen otur oturduğun yerde, beyaz atlı prens gelince kurtaracak seni sözlerine inanıp hayatını uzun bir bekleyişe bırakmış bütün prensesleri resmen UYANDIRIYOR!

Bu kitabı okuyan bütün kadınlar VAY BE! GERÇEKTEN GÜÇ BENDEYMİŞ diyecek.

Bir kadın devriminin başlaması an meselesi!

Kitapla ilgili daha ayrıntılı bilgi almak için tıklayınız. 


Bir boomads advertorial içeriğidir.




04 Aralık 2014

Bilgiye aç, ukala bir üniversite öğrencisi olarak, o yılların müthiş trendi Japonca öğrenme hevesi beni de gelip bulmuştu. Yok efendim Sabancı Japonlarla yeni ortaklıklar geliştirecekmiş de, yok piyasada Japonca bilenlerin sayısı çok azmış da... Ben okuyorum psikoloji, ablam biyoloji... Sabancı Holding'in direkt hedef grubuyuz yani ve bizi almazlarsa koca holding batacak.  Her türlü donanımımız tavan olduğundan, tek eksiğimizin Japonca öğrenmek olduğuna kanaat getirerek babamdan cukkaladığımız kurs paralarıyla gittik kendimizi  Ankara'da bir Japonca kursuna yazdırdık. 

Dünya tatlısı bir öğretmenimiz vardı. Hani şu ekseriyetle Kapadokya'ya tek başına gidip, her iki senede bir bilmemne mağarasında ölü bulunan iyi niyet timsali güler yüzlü Japon kadınları vardır ya, öyle şeker-bal bir kadındı. 

Ben o yıl binbir dram sonunda ODTÜ'yü kazanmışım. Neredeyse zeki falan hissedeceğim kendimi. Allah'ım bir başladı ki kurs, feleğimizi şaşırdık! Adamların 3 ayrı alfabesi varmış. Çizgiye şu tarafından başlarsan bir anlam, bu tarafından başlarsan başka bir anlam derken 1 yıl geçti ben sadece adımı ve portakal suyu demeyi öğrenebildim.
Japonca portakal suyu = (Türkçe okunuşu) oranji jusuu = (İngilizce  karşılığı) orange juice
(-baba bu ay da kurs parası lazım.
 -ne öğrendin kızım?
 -Oranji jusuu demeyi öğrendim. Mezun olur olmaz Sabancı'da orta kademe yöneticilik pozisyonum kesin...)

Japoncada su gibi söyleyebildiğim diğer şey de "Benim adım İrem" demekti. Yani, "Watashi wa İrem". Ama Japoncayı böyle akıcı konuşabilmemin müsebbibi dünya paralar bayıldığım kurs değil, çocukluğumun en heyecan verici anılarından biri olan "Şeker Kız Candy" çizgi filmidir.

şeker kız, japonca dikiş

Aslında sıradan bir çizgi film değil de, bir anime olduğunu sonraları öğreneceğim bu dizi, gözünde yıldızlar uçuşan, kabarık saçlı, feleğin çemberine çocuk yaşta kurşun sıkmış Candy'nin hikayesini konu alır.  Açılış şarkısı benim neslimde kaç kız çocuğunun aklına kazılıdır hala?
"Watashi wa... Watashi wa... Watashi wa Candy!"

Doğduktan hemen sonra yetimhaneye bırakılan Candy'nin başından ne dramlar geçer, ne fırtınalar yaşar, onu seyreden ilkokul çağındaki kız çocukları ne ağlar ne zırlardı ya rabbim! Kızcağız zaten yetim, evlat edinen ilk aile psikopat, ona ilk iyi davranan oğlan çocuğu Anthony de ölmez mi?! Hem de Candy'nin şerefine verilen bir partide... Boyu devrilesice yazar! Çocuk filminde yetim bir kızın ilk aşkı öldürülür mü?! Kaç günler gözüm çıktı ağlamaktan, haberi var mı o Kyoko Mizuki'nin?!  
Peki ya sonra ortaya çıkan Terry Granchester? Candy'nin "seviyor muyum acaba yoksa sevmiyor muyum?" gelgitleri... Sırf o mu? Hepimiz yanıktık Terry'ye... Mızıkasıyla dünyayı gezmeye meraklı, uzun boylu, uzun saçlı, asi karakterli Terry...  Gül yetiştirmeyi seven, şefkat kumkuması rahmetli Anthony'den ne de farklıydı oysa. Acaba Terry'yi sevse, Anthony'nin anısına ihanet mi etmiş oluyordu?...
 
Bir Kyoko Mizuki içine etmiştir çocuksu mutluluğumun, bir de Gülten Dayıoğlu... Bu yaram da başka yazıya kalsın artık.

Benim Bay Kendindik geçtiğimiz hafta bir iş seyahati için Tokyo'daydı. Şu hayatta gitmeyi çok istediğim yerlerden birinde, benim işyerinde canım çıkarken bensiz geziyor olması sebebiyle, her sağlıklı ilişkide olduğu gibi, yedim adamın canını.
 "Ah İrem'cim" diyor, "öyle temiz bir ülke ki, umumi tuvaletlerinde bile ailecek yaşarsın. Bizim evden temiz..."

Sen git, Türkiye'den 7 saat farkı olan bir memlekete, bir de oradan bana laf çarp! Ben de dedim "o kadar beğendiysen, git kendine bir Japon gelin al. Sabah akşam çiğ balık dolması yapar sana, oturur afiyetle yersiniz"...
Sanki bana hiç Japon kısmet çıkmadı zamanında...


Evliliğimizin ilk yılı, kanserli çocuklara kütüphane  ve bilgisayar laboratuvarı kurdurmak için bir Japon hibe programının peşinden koşuyordum.  Ne yaptık ne ettik aldık Japonlardan hibeyi. Elçilikte verilen kutlama yemeğinde o zamanki büyükelçinin karısı geldi yanıma oturdu. Biz bir muhabbet bir muhabbet... O zamanlar fakirim tabii. Her istediğimde sushi restoranına gidemiyorum :| Bedavadan bulduğum sushileri fok balığı misali havada taklalar attırarak yutuyorum. 
Baktı ben büyüklerine saygılı, Japon mutfağına meraklı, çalışkan ve güleryüzlü birşeyim; böyle tombalak da değilim o zaman, çıtı pıtıyım. Başladı benimle tatlı tatlı sohbete. "Bekar oğlum var benim" diyor. Anlamıyorum." Haftaya gelecek çok başarılı bir çocuktur; bilmemne mühendisi" diyor. Aaa "Allah nazarlardan saklasın" diyorum (meraklısına not: 'Allah nazarlardan saklasın'ın İngilizcesi = oh, cool!). Kadın oğlunu anlatıyor da anlatıyor. Ben de saftorik saftorik dinlerken, artık barizliği benim bile gözümden kaçmayacak bir ima sonrasında anladım ki meğer bizimki Kayserili Fatma Teyze misali, beni oğluna beğenmiş de yolunu yapıyormuş! "E" dedim "ben zaten evliyim". Yemin ediyorum; o kibarcacık kadın bir anda hiçbir şey söylemeden aldı tabağını yanımdan, kalktı gitti. Bir daha da yüzüme bakmadı benim.

Ah beni zamanında ne Japonlar istedi de varmadım. Havan kime şekerim? İlla geleceksin sen bu eve...

Başkasının kocası böyle durumlarda bir demet çiçek ya da ne bileyim uyduruktan da olsa bir takı falan alır gelir... Benimki kalkmış bana iki tane Japon dikiş kitabı, 1 tane Usta Yoda figürü, bir de onlarca kırtasiye almış onları gösteriyor!... 

Elbette hemen affedip, boynuna sarıldım. Aşkımızın bir nişanı olarak dikiş odamın en güzel yerine yerleştirdim kitaplarımı. Ah bir de 20 yıl önce gittiğim dil kursundan birşeyler daha hatırlayabilsem! Su gibi çözerdim şu güzelim kitapları... 
Onlar ne acayip, ne şahane modeller öyle! Her işte olduğu gibi bu işte de Japonların gerçekten de bir farkı var. 

Ceza gibi oldu bana şimdi bu yoğunluğumda bu güzelim kitaplara kendimi kaptırıp dünyayı unutamamak...  En kısa sürede, bunlarla ilgili daha fazla yazı ve fotoğraf paylaşmayı dileyerek sahneden ayrılıyorum...









Bekleme yapmayalım. 
Okuduğumuz yazıları soldaki kırmızı "Paylaş" butonu yardımıyla lütfen 
sosyal ortamlarda paylaşalım...

;-)

28 Kasım 2014

telgrafın telleri


"Bugünkü istek parçamız Ankara Radyosu ses sanatçılarından Muazzez Şenses'in güzide sesi eşliğinde, blogundan uzak kalmış bir yazara ve onun ihmal edilmiş tüm sadık okurlarına geliyor efenim..."

Değerli arkadaşlar, 
Telgrafımın tellerine kuşlar kondu, bilgisayarımın masasına dosyalar doldu, bu yazarı eller aldı götürdü, satsalar da kimse almayacak bu yaştan sonra ama geri getiren de bir türlü çıkmadı gitti... 

Bir süredir uzak kaldım; laflarım çoğaldı, arada gelen yorumlar yanıtsız kaldı. Bu garip bencileyin gece gündüz çalışır da çalışır. İş yoğunluğum ışık hızına yaklaştı. 

Nasıl bir illet tesadüfse bu, benim işler ne zaman yoğunlaşsa Bay KendinDik'in de bir iş seyahatleri çıkıyor ki sormayın. Bu sefer kendini gitti Tokyo'ya attı. Haritadan baktım; Türkiye'den daha uzağa gidilebilecek fazla yer yok. Bir sonraki yoğun dönemimde Papua Yeni Gine'den iş çıkartmasını bekliyorum.

Ben kendisini duruma ilişkin kreatif ajitasyonlarla WhatsApp'tan çemkiredurayım, o da kalkmış bana ne diyor bak! Gitmiş bana Japon dikiş dergisi almışmış... Şimdilik susuyorum. Asil ve metanetli davranıyorum. Hani yani bir de kalıpları anlaşılmaz çıkarsa yaktım çırasını!

Tabii bu tempoda oğlanın ikametini de babaannesine yazdırmak zorunda kaldım. Yapacak birşey yok... Kadıncağız akşama kadar evin ütüsünü, yemeğini yapıyor. Akşam eve geliyorum bir de yok mu bunun yanında çorbası diyorum. Allah kimsenin başına benim gibi gelin vermesin. Hani yani bunu bana başkası yapsa, geçiririm kafasına tüm tencereleri...

Deli deli çalışırken araya bir de olmadık bir iş sıkıştırdım. Gazı kaçmasın diye şimdi konuyu açmıyorum ama ay başında size bir sürprizim olacak; bekleyin... Yok, sürpriz istediğim gibi çıkmazsa tüm bu dediklerimi inkar eder, bu yazıyı da edit eder direkt konunun üstünü kapatırım, şimdiden söyleyeyim.

Bir ay boyunca her delikten çıkıp "bana oy verin" diye tatava yaptığım Bumerang ödüllerinde bu sene de havayı aldım :) Ben facebook takipçilerim 7000'i geçmiş şakidişıkidi diye sevinedurayım, oylama sonucu ilk 10'a çıkanların ortalama takipçi sayıları 150.000 civarındaymış! Bu işler kısmet işi tabii :) Daha da çamur atardım ilk 10'a çıkanlara ama bazıları benim de takip ettiğim güzel siteler.  Yenilen pehlivan güreşe doymazmış hesabı, ben bu yarışmaya başvurmaya devam edeceğim arkadaşlar, bilginize...
Bana oy veren herkese can-ı gönülden teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız! Seneye yine bu tarihlerde bıkbık yazmaya başlarım ben hadi oy verin lütfeeeen diye. Belki de Bumerang pes eder, belli mi olur? :D

Şu 2-3 hafta daha yoğunluğum devam edecek. Ara ara yeni yazı çıkarmaya çalışsam da, daha seri yazılara işlerim sakinledikten sonra devam edebileceğim. Hani haber vereyim dedim. Ne kaldı şunun şurasında? ;)

Öptüm hepinizi kocaman!

İrem

20 Kasım 2014

#bum14
Bumerang ödüllerinde jüri önüne çıkma şansını yakalamam için bugün son gün! 

Tamamen ücretsiz olan oylamaya katılarak KendinDik.Com'a destek verir misiniz? 

Oy vermek için şu adresi ziyaret edebilir:

http://hur.so/dbzzcn 


başkalarının da oy vermesi çağrısında bulunmak için şu bağlantıları kullanabilirsiniz:


Destek veren herkese şimdiden çok teşekkürler :D

18 Kasım 2014


Birkaç gün önce "Terzi Parçası" başlıklı bir yazı yazdım; kısacık yazım gelen yorumlarla roman oldu :)

Her yorum bırakana tek tek yanıt verme prensibim olsa da, sizlerin açık yüreklilikle paylaştığı hikayelerden etkilenip genel olarak bir şeyler söylemeden, yeni yazılara geçmem mümkün olmadı.

Öncelikle, bir kez daha, yorum bırakan herkese teşekkür ediyorum. Okuyup paylaşan herkes beni çok mutlu etti.

"Terzi Parçası" başlıklı yazımda tüketim kültürü içinde yoğrulan insanların el emeğine küçümseyici yaklaşımıyla ilgili birkaç gözlemimi paylaşmıştım. Gelen yorumları istinaden şunu açıklığa kavuşturayım: kendi kıyafetlerimi dikiyor olduğumu öğrenenlerden bazılarının verdikleri tepkiler karşısında kişisel olarak aşağılanma ya da küçümsenme hissetmedim. Aksine, mevcut iş kimliğim ile el emeğimi büyük bir aşkla sahiplenmemden dolayı ortaya çıkan "zıtlığa" gösterdikleri şaşkınlık beni bir hayli eğlendirmişti.

Bununla birlikte, verdiğim bu rahat tepkinin bana özel bir özgüvenden kaynaklanmadığını, hepimizin çocukken sahip olduğu bu özgüveni önce kaybedip, sonra geri kazanmak için epey yol kat etmek zorunda kaldığımı da belirtmek isterim. Ben de, yorumlarınızdan anladığım kadarıyla birçoğunuz gibi, kendimi keşfetme yolculuğumun başlarında hayatımla ilgili planlar yaparken, çok daha kreatif, daha fazla ruhu olan işlere yönelmeyi istemiştim. Gelişmekte olan ülke buhranından geçen hemen her ebeveyn gibi, benim anne babam da daha "saygın" işlere yönelmem gerektiği konusunda telkinlerde bulunmuş, bunu duyan hayallerime olan inancım da ülke gerçekleriyle birlikte atık su deliğinden kanalizasyonun yolunu tutmuştu :)


Yıllarca okunan okullar, ulaşılan kariyer hedefleri sonunda anladım ki benim başarı hissim dışarıya bir şey ispat etme kaygısı etrafında dolanıyor. Herkesin bireysel alanına saygı duymak yerine, yan komşunun ne yaptığıyla çokça haşır neşir olan bir toplum olmamız itibariyle, kendimizi başkalarının gözünden tanımlamaya çalışmamız sanırım çok kişinin deneyimlediği bir durum.

Burada paylaştığım her şey, kişisel yolculuğumun bir yansımasıdır ve görüyorum ki benimle benzer yollardan geçen ya da  yola daha yeni çıkmış çok sayıda okurum var etrafımda.  30'larımın sonuna yaklaşırken, hayatla ilgili hala çok fazla keşfedeceğim şey olsa da bir şeyi çok iyi anladığımı biliyorum.

Her ne konuda olursa olsun, ne hissediyorsan o'sun. Yaptığım işin çok özel ve çok saygı duyulası bir iş olduğuna inancım varsa, zaten bununla ilgili tepkiler alırım. Aldıkları güzel tepkilerle ilgili yorum bırakan bazı şanslı arkadaşların, bu güzel "şansları" da buradan geliyor. Yaptığım şey ya da bulunduğum durumu daha ben tam olarak kabullenemiyorsam, başkalarından sadece bunun yansımasını duyarım.

Herkes aynı şeye kendi bulunduğu noktadan bakıp, o açıdan görüyorsa, ben zaten başkalarının hakkımda düşündüklerini kontrol edip şekillendiremem. Tek yapabileceğim, yaptığım şeylerin tadını çıkarmak ve ortaya çıkardığım şeyin içime sinmesini sağlamak. Başarı ispatımı dışarıdan alıp, içime yönlendirmek. Hepsi bu...

Hadi yeter bu kadar laklak... Daha dikiş yazıları bekliyor! Öptüm hepinizi kocaman ;)


Karikatür: Ana von Rebeur





14 Kasım 2014

Dikiş dikmeyi meslek olarak yapmayan, bunu hiçbir eğitim almadan kendi gayretiyle öğrenen biri olarak, hem el emeğiyle birşeyler üretmeyi hem de üretileni büyük bir keyifle kullanabilmeyi her zaman büyük bir meziyet olarak gördüm. Dolayısıyla da bu mesleğe duyduğum saygıdan dolayı kendimi her zaman "hevesli terzi" olarak tanıttım. 

Merak edenlerin çoktan "kim ki bu" sayfasından öğrendiği üzere, dikiş ve modanın çok dışında bir eğitim ve kariyer hayatım oldu. Yaptığım işi ve bugüne kadar edindiğim ünvanları ironik biçimde “pek havalı işler” olarak tanımladım ilk başta. Sonra baktım, ironik ifademi anlamaktan çok uzak yorumlar gelmeye başladı; ben de kaldırdım.

Pekala, baştan anlatayım. Benim -kimilerine göre-  şöyle okkalı şekilde göz dolduran bir iş hayatım var :) Kendini pek önemli gören kurumlarda çalışmışlığım, toplumun yararına olduğunu düşündüğüm çok sayıda işe katkı sağlamışlığım bulunuyor. Ama gel gör ki, bir de dikiş dikiyorum! Ben?! Bir “terzi parçası”? Pöh!
Bir terzi parçası... El emeğinin inceden küçümsenmesi sadece terzilik mesleğiyle sınırlı değil.

Bir iki yıl önce, iyi bir pozisyondan emekli olduktan sonra profesyonel fotoğrafçılık yapmaya başlayan çok hoş bir kadınla tanışmıştım. Benden yaşça büyük olduğundan, benim karşılaştığım tepkileri daha sert şekilde yaşadığından bahsetmişti. Tutkuyla yaptığı hobisini profesyonelleştirdiğinde, kızının ve eşinin sıkıntı duyduğunu görmekten büyük üzüntü duymuş; yine de yolundan dönmemiş. Ailesinin verdiği tepki fotoğrafçılık yapmasına değil, başkalarının tavırlarındaki değişiklik üzerine olmuş. Daha önce gittiği davetlerde son derece saygın karşılanan biriyken, fotoğrafçı olarak katıldığı davetlerde “servis elemanı” muamelesi görmesine çok tepki duyduklarını söylemişti. “Ben yaptığım işi öyle seviyordum ki, hiç takılmadım bu tavırlara. Ama eşim ve kızım yeni işime alışıncaya kadar onların da katıldığı davetlerde çalışmama kararı aldım” demişti.  

Tüm bu vızırdama nereden mi çıktı? 
Geçtiğimiz günlerde kimilerine göre “pek bir önemli” bir iş davetine katıldım. Çoğu uzun zamandır görmediğim, yıllardır aynı iş çevresinde olduğum kişilerden oluşan bir davetti bu. Epey zamandır görüşmediğimiz için de neler yaptığımızı sosyal medya ortamlarından takip ettiğimiz kadarıyla biliyorduk. 

Dikkate değer sayıda insanla arka arkaya aynı olayı yaşadım:
Kibar sohbetlerimiz, bir şekilde KendinDik.Com üzerinden paylaşımlarım üzerine dönmeye başladı. Halihazırda ne işte çalıştığımı bilmeyenlerin gözlerinde ince bir alaycılıkla “sen de dikişle uğraşıyormuşsun” demeleri üzerine, içimden fışkıran dikiş aşkıyla onları doğruladım: “Evet, gerçekten çok seviyorum kendi kıyafetlerimi dikmeyi. Siz de deneyin, çok seveceksiniz...” 

Ardından, aynı coşkulu ifadeyle falanca yerde çalıştığımı söyleyince bakışlar değişti.  Dikiş dikmeyle meşgul olduğumu konuştuğumuz sırada maruz kaldığım bakışlar hızla şaşkınlığa dönerken, alaycı dans sırası bana geçti. 

Yine de dönüp “Çok üzgünüm” diyemedim: “Tüketime bu kadar bağlı olup, el emeğiyle birşeyler üretmeye bu kadar alaycı yaklaştığınız için çok üzgünüm...
dikiş seti, dikiş aşkı, kendi giysilerini kendin dik

Ama terzi değilsin değil mi? Yani tasarım yapıyorsun da... Terzilik başka birşey tabii...” diyen oldu. “Yoo... Hevesli terziyim ben. 1 metre kumaştan sınırsız olasılık üretme heyecanına bayılıyorum” dedim. 

Evet sadece bu işi de yapıyor olabilirdim. Harika da olurdu! Çünkü dikiş masamın başına geçtiğimde, bir çocuğun en sevdiği oyuncağının başına geçmesinin heyecanını taşıyorum ben. Herşeyin ışık hızıyla tüketildiği bir düzende, giyeceğim bir ceketi yapmak için belki günlerce uğraşıp, sonra ürettiğim şeye hayran hayran bakmanın modası geçmiş keyfini yaşıyorum. 

Mis gibi mesleğin var tabii...” Haklısınız, mesleğim mis; kazandığım para bereketli. Ama biliyor musunuz? Ben de büyürken, ailemden “bu kadar okul okuttuk sana. Gidip de terzi / fotoğrafçı / oyuncu / yazar / çizer / müzisyen / marangoz ... mu olacaksın başımıza?” sözleriyle büyüdüm. Kendime inancımı kaybetme pahasına, yıllarca anlamsız hedefler peşinde koştum durdum. 

düğmeler, dikiş aşkı

Ben herkesin yaşamını sürdürmek için çalışması gerektiğine inanıyorum. Geçiminizi sağlayacak paranızın olması, kadınlık/erkeklik rolleri mealinde değil bu dediğim. Herkesin dünyaya kendi yaşamını idame ettirecek bir yetiyle geldiğini ve üretkenliğin doğamızın bir parçası olduğunu söylüyorum. Bundan koptuğumuz için çalışma hayatı sadece para kazanmaya dönüştü çoğumuz için. Bunu gözden kaçırdığımız için aşkla yapılabilecek işler yerine, ünvan - makam -garanti iş meselelerine daha önem verir olduk.  

Evet, şahane bir terzi parçasıyım ben! Kendi giydiklerimi keyifle ve özenle yapabiliyorum. Üretebiliyorum...

ve herkesin kalbinde yatan hayaliyle birgün buluşma cesaretini göstermesini diliyorum. 

E daha ne olsun?! ;-)

İrem 
bir hevesli terzi

10 Kasım 2014

ATATURK beyazlar içinde


“Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerimi inkâr edenler ve bana taan edenler çıkabilir. Hattâ bunlar benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. 
Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidir ki, bu fikirler, Hind’den, Mısır’dan döner, dolaşır  gene gelir, feyizli neticeleri kalpleri doldurur!”
1937, Atatürk

09 Kasım 2014

anlatımlı dikiş, adım adım dikiş, bluz dikişi

Bir önceki yazıda omuz pilisi, dirsek pensi ve kol takmayla ilgili ipuçlarını anlattığım bluzun bir sonraki dikiş adımındayız bugün. 

Bu yazıda yakada görmüş olduğunuz ilginç detayı nasıl yaptığımdan bahsedeceğim. Dikiş dikmenin ABC'sini yeni öğrenenler için söylüyorum: buna biye deniyor sevgili Çekirgeler ;) Yani, giysilerin yaka, kol, etek ucu vb. çevresine kendi kumaşından ya da başka bir kumaştan eklenen kumaş şeridi. Benim yazılarımı düzenli takip edenlerin de bildiği üzere, özellikle kontrast renklerden, o olmazsa bu çalışmada olduğu gibi desenli kumaşlardan kullanmayı çok sevdiğim bir detaydır kendileri. Biyeyle ilgili diğer yazılarımın linklerini bu yazının sonunda bulabilirsiniz. 
evde dikiş, dikiş kursu, kendi giysilerimi kendim dikiyorum

Biye, kumaşların esnek özelliğinden faydalanması için genelde verev kesilen şeritlerden oluşur. Ancak bugün anlatacağım çalışmada, ben tam tersi bir yol izledim ve yakamın ucundan çizgili bir kumaş olarak gözükmesini istediğim biyeyi mümkün olduğunca sert yaptım ki dik dursun. Zaten, bluz için kullandığım kumaş da sert dokulu olduğundan, yakanın esnemesi gibi bir durum pek söz konusu değildi. 
Biyemi hazırlarken, kumaşı verev değil, sadece enden kestim. Daha da sert durması için içine tek tarafı yapışkanlı tela ekledim ve birbirine yapışması için ütüledim. Ardından biye şeridimi ikiye katlayarak ütüledim ve sert bir kurdele etkisi elde ettim ;-)
biye nasıl yapılır, renkli biyeler

Biyeyi yakaya monte etmeden önce kenarını da sürfile / overlok dikişiyle kapattım; iplik artıklarını temizledim. Biyem artık bir kurdele gibi, doğrudan kumaşa dikilebilecek kıvama geldi. 
DIY projeleri, giysilerini biyelerle değiştir.


Bu biyeyi yakaya doğrudan ekleyebilirsiniz. Yani bluzun düz yüzünün üstüne iğneyeyip, düz dikiş geçtikten sonra ters çevirebilirsiniz. Ama ben biraz daha uzun bir yol tercih ettim. Önce yakayı düz dikişle 1 kat kapattım - ne anlatıyor bu gene diye uçmaya başlayanlar, fotoğrafın üzerine tıklayarak resmi daha da büyütebilir ve konumuza geri dönebilir ;-)


Biyeyi ise daha sonra, sanki içten çıkan ayrı bir katmış gibi dikiş çizgisi üzerinden yeniden diktim. İşte böyle: 


Neden mi? Tamamen farklı bir estetik kaygısı sebebiyle. Yani, bu çift dikiş size zor gelecekse, doğrudan yakaya tek sıra düz dikiş ile ekleyebilirsiniz. 

Biye dikişiyle birlikte, bluzun üst kısmı tamamlanmış oldu. Şimdi iç dikişlerinizi temizlemeli ve bir sonraki adımı heyecanla beklemeye başlamalısınız :D


Biyeyle ilgili diğer zihin açıcı yazılar şu adreslerde ilginizi bekliyor:
Cekete biye yaka: http://www.kendindik.com/2012/12/sal-yaka-ceket-yapm-asamalar-2.html
Peter Pan yakaya biye geçirme: http://www.kendindik.com/2013/01/ogren-cekirge-peter-pan-yaka.html
Fitilli biye de ne demek oluyor şimdi?!: http://www.kendindik.com/2013/02/ogren-cekirge-fitilli-biye-yapm.html
Dantel bluz yakasınının ayıplarını biyeyle kapatma: 
http://www.kendindik.com/2013/05/kz-taraf-burada-dugun-nerede.html
Sök yakayı, tak biyeyi: http://www.kendindik.com/2013/09/diy-biye-yaka.html

"Aaa deli mi ne? Oturmuş kitap yazar gibi emek vermiş. Bari ben de ona oy vereyim. E hadi hayırlısı" linki: 
http://hur.so/dbzzcn   
Başkaları da oy versin diye destek verme butonları:

07 Kasım 2014

dikiş adımları, kırmızı wrap bluz

Bu yıl 3. kez düzenlediğimiz 29 Ekim Cumhuriyet Bayramını Kırmızılarla kutlama etkinliğinin ardından, etkinlik için yaptığım bluzun dikiş adımlarını paylaşmaya geldi sıra. 

3 bölümde paylaşmayı planladığım bu adımlar, özellikle (vaktinde benim de yaptığım gibi) dikiş dikmeyi kendi başına ve internet üzerinden öğrenen Çekirgelere hitap eden bir dille yazılmıştır. İlgilenenlere duyrulur ;-)

Bluzun benzerini dikmek isteyenlere önceden bildirdiğim üzere, bu model Burda Dergisi Ekim 2014 sayısındaki 128 no.lu kalıptan yola çıkarak yaratıldı. 

Bluzun teknik çizimi böyle iken:


İrem versiyonu buna dönüştü: 

Dergiden kalıbımı çıkartırken, etek midir tünik midir ne olacağına kendi de karar verememiş olan alt parçayı safdışı bıraktım. Verev gelen ön parçaları ise biraz daha uzattım. Çünkü, bluzun tanıtım yazısında da paylaştığım üzere, mevcut kalıbı biraz daha farklı bir modele dönüştürmek istedim. 

Kalıplarımız hazır, kumaşımız kalıba göre kesildi ise dikiş adımlarına geçebiliriz. 



(Dergiden kalıp çıkartmayı henüz bilmeyenler için ilgili "Öğren Çekirge" yazısı şu köşede:
http://www.kendindik.com/2013/01/ogren-cekirge-dergiden-kalp-ckartma.html )



1- Dirsek Pensi: Bu detay artık çok fazla kullanılmıyor gömlek ve elbiselerde. Genelde yarım kol giymeyi seven biri olarak, çok da sevdiğim bir detaydır benim de. İncecik bir çizgi dikişini andıran dirsek pensini hızlıca dikiyoruz. Pens dikişlerinde ilk olarak pensin geniş yerinden başlayıp, ince ucuna doğru dikiş yaptığımızı unutmayın ;)
dirsek pensi, gömlek dikişi


2- Yine bu bluzda da kol boyunu 1/4 oranında kısalttım ve kol kalıbını dirsek ile bilek arasında bir yerde kalacak şekilde ucundan kısalttım. Daha sonra kol uçlarını düz dikiş ile kapattım. Son olarak da kolun iç dikişini tamamladım. Şimdi gövdenin tamamlanmasını beklemek üzere tribüne alındı kendileri. 
kendi kıyafetlerini kendin dik

3- Ön parçaları daha bol görünsün diye kalıp çıkartma aşamasında verevine doğru hafif uzattığımdan bahsetmiştim. Bu şekilde kesilmiş 2 adet ön parçamız bulunuyor. 
Ön parçalarda bulunan omuz pilileri bluzun en ilginç detaylarından biri - dikmesini bilene tabii... Bilmeyenler okumaya devam etsin ;-)

Omuz Pilileri: Kalıbı kumaşa aktarırken pens ve pililerin başlangıç noktalarını minik bir makas darbesiyle işaretlemek size sonrasında kolaylık sağlayacaktır. Pililerin nerede biteceğini rahatça görebilmek açısından da terzi kalemi ya da sabun yardımıyla geçici çizgiler oluşturmanız da işinizi kolaylaştırır.



4- İyice işaretlediğim pilileri, çizgiler birbirinin üzerine gelecek şekilde iğneledim. Doğrudan iğneleme yaparak çalışmada rahat etmiyorsanız, burayı teyelleyebilisiniz de.  
pili nasıl dikilir



5- Sonrasında kumaşın üst kısmından (makasla çentik attığınız yerden) aşağı doğru düz dikiş ile pililerimi kapattım. Dikişin bitiş yerini düğümledim. 
dikiş detayları, kendi başına dikiş öğren


6- Ön parçalar da tamamlandıktan sonra, ön ve arka parçaları düz dikiş ile yanlardan ve omuzlardan birbiriyle birleştirdim. 

7- Şimdi sıra geldi kolları ana parçaya monte etmeye...
Kol dikişi, kendi kıyafetlerimi dikmeye başladığım ilk zamanlarda benim en çok zoruma giden konuydu. 
Dikiş dikmeyi kendi başına ve tamamen internet (ve biraz da kitap) üzerinden öğrenen biri olarak, bazı noktalarda bir öğretmenin yaparak gösterdiği derslere katılanlardan çok daha fazla takıldığım oluyordu haliyle. 
Kol takmayı sadece fotoğrafla anlatmak pek kolay değil. Bunun için sizlerle kaliteli bir video paylaşıncaya dek, benim de çok faydalandığım yabancı bir kaynağı kullanmayı tercih edeceğim. 
İngilizce bilmeyenler biraz sabırlı olsun. Çekimler oldukça açıklayıcı ve yavaş kurgulanmış. Kol dikişini düzgün beceremeyen birçok acemi terzi için oldukça faydalı olacağını düşündüğüm videoyu aşağıdan izleyebilirsiniz:


Bugünlük bu kadar! Bir sonraki yazıda yakayı nasıl kapattığımı anlatacağım. 
İzlemeye devam! 

İrem